Diplomalı Cahiller Yerine Ehliyetli Ümmîler
Siyasette esas olan daima ehliyet ve Liyakat olmuştur. Ehliyet ve liyakatın diplomayla uzaktan yakından alakası yoktur.
Özellikle yerel siyaset ehliyeti ve liyakati, siyaseti partiye adanmışlık mücadele vurgusu, davanın bilinci ve verdiği mücadele ile doğru orantılıdır. Yerelde siyaset yapmanın en zor kısmı; kitleleri bir şekilde ikna edebilmek, inandırmak ve davasını savunmakla eş değerdir.
Malesef geçmişte, Ahmet Davutoğlu'nun Genel Başkanlığı yaptığı dönemde ortaya atılan diploma aşkı, siyasetin yerelde tamamen diploma ile ölçülmesine sebep olmuştur. Halbuki Kainatın Efendisi dahi Ümmîiken ve her ismini andığımızda Ümmîliğini özellikle vurgularken, diploma çılgınlığı ile meydana gelen ehliyetsizlik ve liyakatsizlik almış başını gitmiştir. Bugün özellikle davamız dediğimiz AK Parti'de diploma aşkı tavan yapmış durumdadır. AK Parti davası ile uzaktan yakından alakası olmayan, siyasi ehliyeti, liyakati, hele hele bilgisi olmayanlar sırf üniversite mezunu diye teşkilatlara doldurulmuştur.
Sorun burada düğümlenmiştir. AK Parti'nin özellikle bu hatadan bir an evvel dönmesi elzemdir. İlçelerde, beldelerde siyaseti bilen, siyaseti sevk ve idaresini yapabilen insanları, sözüm ona cahil sınıfına sokarak siyaset yapmaktan alıkoymak, bunun yerine salt diplomalı diyerek sevk ve idareden, dava şuurundan, dava bilincinden ve bu davanın Liderinin ortaya koymuş olduğu, fakat yazılı olmayan etik değerlerden uzak kişilerin ısrarla seçilmeye çalışılması, meselenin özünü teşkil eder.
Bugün Muğla'da AK Parti'nin 3 ilçesi aylardan beri İlçe Başkanlığı olmadan yürütülmeye çalışılmaktadır. Geldiğimiz noktada anlaşılamaz durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu, bu davaya yıllarını vermiş hatta bedel ödemiş dava gönüllülerinin aşkını, şevkini, mücadele ruhunu ortadan kaldırmaktadır. Bir an evvel bu meselenin çözümü şarttır.
Ancak; ne olursa olsun atama yapılsın demek asla bizim tasvip edeceğimiz bir durum olmamakla birlikte, yönlendirmelerle, baskılarla, tazyik etmelerle, ısrarlı bir şekilde bazı isimleri dikte etmekle de bir yere varılamayacağı lesin ve nettir.
İlçe başkanları aynı zamanda potansiyel belediye başkanlarıdır ya da belediye başkanlığını belirleyici ana unsurdur. Burada aslolan davanın ve partinin kazanması ise, o halde kriterlerin buna göre değerlendirilmesi zarureti vardır. Ancak maalesef hala aradan aylar geçmesine rağmen, aslolan kriterler yerine, sen-ben bizim oğlan, senin adamın, benim adamım savaşı verilerek, yetkin olmayan fakat etkin olmaya çalışan güçler baskı yapmaya devam etmektedir.
Düşünün; bir buçuk milyonluk bir ilde yaşıyorsunuz, nüfusunun yarısından fazlasını temsil eden bir ilçedesiniz ve bu ilçenin iktidar partisinin İlçe Başkanı aylardan beri ortada yok. Sebep nedir, amaç nedir, varılmak istenen hedef nedir? Eğer bu soruların içerisinde Bodrum, AK Parti, Recep Tayyip Erdoğan ve şuurlu bir teşkilat yapılanması yok ise burada sorun çok başkadır.
İl Başkanlığı atamasından sonra ilçeler özelinde atamaların, bazı kesim ve kimselerin ısrarla güç gösterisi haline getirildiğini görmek, bizi derinden yaralamaktadır. Malesef ortaya atılan adayların kriterleri, hiçbir şekilde ehliyet, liyakat, yerelde tanınmışlık, sevk ve idare konusundaki bilgi ve becerisi ölçülüp tartılmadan, sadece senin adamın, benim adamım noktasına getirilerek yapılmaya çalışılmaktadır. Buna bir de Ahmet Davutoğlu'nun AK Parti'nin başına bela ettiği diploma aşkını da eklediğimizde..
Bu davanın yarını çıkmaz sokağa girmiş vaziyettedir. Yine maalesef bu davanın gelmişinde, geçmişinde, hiçbir yerinde olmayan bu yetkisiz ve fakat "Etkin Güçler", hedeflerine ulaşmak adına diploma aşkını da bulandırıp sulandırmış vaziyettedirler. işte bu siyasette asla vücut bulmayacak bir hamledir. Yolda bulunanlar baş tacı edildiğinde, edilmeye devam edildiğinde, şahsi olarak elde ettikleri o hesapsız güç zehirlenmesi birgün bumerang gibi döner ve Partiyi yaralar. Lakin iş işten geçmiş olur.
Önümüzde iki hayati seçim var iken ve bu seçimlerin galibiyeti Muğla özelinde, Türkiye genelinde ve tüm dünya içinde son derece önemli iken, hala konunun yerelde sen ben dava kavgasıyla, yukarılarda da "BENİM EKİBİM" denilerek sulandırılması, ayrı bir tez konusu olmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın AK Parti Genel Başkanı olması hasebiyle yerelde var olan bu güç savaşının, partiyi nasıl da büyük zarara uğrattığından haberinin olduğunu zannetmiyorum. Ehliyet ve liyakati dava şuuru bilinci mücadelesi, azmi ve kişisel yeteneklerinin test edilmesi yerine, sadece bazı kimse ve kesimlerin zorbalık derecesinde ısrarlı baskıları ve diploma aşkıyla yapılmaya çalışılması, Cumhurbaşkanımızın asla Tasvip ettiği bir durum olduğunu düşünmüyorum.
Bu konunun özellikle AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı Sayın Ahmet Büyükgümüş tarafından tekrar tekrar ele alınarak, bu davanın bekâsının masaya yatırılması şarttır. Bugün sahada AK Parti yoktur. Kimseyle temas kurmadan, kimseyle istişare etmeden, il koordinatörlerinin gelerek, birer-ikişer saatlik, sözde temayülle geçiştirdikleri bir mevzunun, ülkenin ve partinin geleceğini nasıl etkileyeceğinden haberlerinin olduğunu da zannetmiyorum. Eğer öyle olmuş olsaydı, temayül yoklamaları, belli bir dar kesim ile değil, tüm ilçeyi, tüm dava gönüllülerini, bütün mahalle temsilcilerini, bu davaya ilk günden bu yana omuz vermiş, gönül vermiş, mücadele etmiş herkesi kapsayacak bir şekilde yapılırdı. Demek ki ortada sıkıntı burada da kendini gösteriyor. İl koordinatörü arkadaşımız temayül yoklaması adıyla yapılan istişare toplantısında, hiç kimseye söz hakkı dahi vermeden, önceden belirlenmiş veya belirlenmemiş 3-5 isim üzerinden oy atılarak yapılmasını uygun görerek görevini yaptığını zannetmesi kadar acemice bir şey de olamaz.
Konunun ne kadar önemli olduğunu öncelikle Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş'ün, sonra İl Başkanı Cengizhan Güngör'ün bir kere daha değerlendirilmesi şarttır.
Konu nedir?
Konu;
Muğla'da AK Parti'yi iktidar yapmak,
AK Parti'yi Türkiye'de iktidar olmaya devam ettirmek,
Türkiye'yi dünyada söz sahibi yapmaya devam ettirmek.
Bu bir vazifedir, bu bir vebaldir. Bu vebali taşıyacak insanların bu davayı yüklenen, partiyi sencilik-bencelik yaparak kaybetmesine vesile olabileceklerini hesap etmesi gerekir.
Hiçbir şey zor değildir. %3 verilen Refah Partisi, bütün hesapları alt üst ederek, Türkiye'nin birinci Partisi olmuştur. Nasıl mı? Tek tek gönüllere dokunularak, gönüller yapılarak.
Bugün maalesef Muğla'da siyaset yapan arkadaşların AK Parti'yi Muğla'da iktidar yapmak gibi bir inançları yoktur. Lütfen cümlemi ağır bulmanıyınız. Siyaseti poz verme ritüeline dönüştürme çılgınlığından vazgeçelim. Tamam, çok güzel; bazı ilçelerimiz, önlerine listeleri alarak, Üyeleri, vatandaşı arıyoruz demeye başladılar. Elhamdülillah bu çok güzel bir program. Ama...
Aması şu; sizin aradıklarınız hiç telefona bakmamazlık ediyor mu? Siz aradınız, ama arayanların telefonlarına bakmıyorsanız neye yarar? Ki bu iş sadece bir kereye mahsus olamaz. Ayağına gideceksiniz ki gönül almasını bilelim.
Bugün ülkede bir geçim sıkıntısı var. Tamam. Ama nerden nereye diyemiyoruz ki. Yol kenarına iki kasa çiçek diken CHP, bunun reklamını aylarca, o çiçeklerin parasının yüz katını harcayarak yaparken, AK Parti icraatlarını anlatmaktan aciz olmamalı. Gidin herhangi bir köye. Rastgele çalın bi kapıyı. Ne kadar kızgın, ne kadar hırçın olsa da sizi buyur eder. Bi çay demler. Önce kızar, itiraz eder. Koy elini omzuna kardeşim koy. Bak nasıl da değişecek sen anlattıkça göreceksin. İlla kökten laik, kökten chp liyi ikna etmeye kalkma. Onu baş köşeye de oturtsan değişmez. Vatandaşa git yeter.
Milas'ta seçimi kazanmak Bodrum'da seçimi kazanmak Marmaris'te seçimi kazanmak mümkün değildir mantığı ile hareket edilmektedir. Önce davayı inandırmaya kendimizden başlamalıyız. Her zaman söylemişizdir; gemileri karadan yürüten bir fatihin torunlarıyız biz. İstersek her şeyi yaparız. Fakat bunun yolu mücadeleden, çalışmadan, gece gündüz demeden koşturmadan geçer. Masa başı siyaset yaparak, insanları ikna edemezsiniz. Bu yöntem hiçbir zaman tutmaz. Gönüllere dokunmak, birebir siyaset yapmak, kapıları çalmak, kucaklamak, elleri sıkmak şarttır. Eğer teke tek mücadele verilmezse hiçbir şey mümkün değildir. Bunun yolu diplomalı cehaletin başa getirilmesi ile değil, ehliyet ve liyakatin öne çıkarılması ile mümkündür.
Tam burada yeri gelmişken; Yusuf Kaplan Hocamızın bir kuralı vardır; DİPLOMALARI ÇÖPE ATIYORUZ. Bu kadar basit. İşte bu kuralla Medeniyet Tasavvuru Okulu bugün 70 bin talebeye ulaştı. Nice cevherler var bi bilseniz.
Başka hiçbir partinin böyle saçma bir kuralı yokken, hatta bu kuralı AK Parti ' ye yamayan Ahmet Davutoğlu kendi partisinde bile hiç uygulamazken hem de..
Siyasette diploma bir üstünlük malzemesi olmaktan çıktığı an, AK Parti ' de teşkilatlara liyakat, tevazu, bilgi, ilmi siyaset, vakur bir duruş ve samimiyet gelecektir.
Muğla'nın en önemli iki ilçesi Bodrum, Milas'a atamaların acilen yapılması, yapılırken de bu kriterlerin bir daha gözden geçirilmesi gerekir.
vesselam.
#SöylerimGeçerim

