Aile Bakanımıza Açık Mektup

Aile Bakanımız Açık Mektup

 

Aile Bakanı yaptığı açıklamaya göre ailelerin %57'sinin çocuksuz olduğunu söylemiş.

Evet. 

Türkiye gitgide yaşlılar ülkesine doğru hızla yol alıyor.

Ailenin korunmasından sorumlu bakanlığımız var. Ama malesef korunmaya muhtaç bir Aile Kurumu var.

Evlenme yaşı çoktan 30 ları aşmış vaziyette.

Boşanmalar ise sıradanlaştı çoktan. Boşanma gerekçeleri ise akıllara zarar halde. Şiddetli geçimsizlik. Anlaşmalı boşanma. Kıskançlık. İlgisizlik. Ev işlerine yardımcı olmamak. Sevmiyorum demek. Uygun bir konut olmaması. Hastalık. Fiili ayrılık. Uyuşmazlık. Eşinin ailesini sevmemek. Saygı eksikliği. Fikir ayrılığı...

Saymakla bitmeyen, bir çoğu her ailede olması değil, olmaması imkansız olan gerekçeler. Sanki kanunlar, evli kalmayı değil de, boşanmayı kolaylaştırmış durumda. Bir adam veya kadın eşinin tekefonuna bakamıyor. Neredeydin diyemiyor. Şunu giyemezsin diyemiyor. Kiminle konuşup konuşmayacağına müdahele edemiyor. Bu nasıl olacak peki?

Evin içindeki çocuklara bile karışmak suç sayılıyor. Çocuk ertesi sabah doğru karakola gidip, psikolojik şiddet uygulanıyor diye ebeveyni şikayet edebiliyor. Okullarda öğretmenler de aynı durumda. Peki eğitim, öğretim, talim, terbiye, ahlak nasıl inşa edilecek böyle?

Kanunlar her şeyi kişisel hak ve özgürlükler olarak bakarken, fertleri eğitmek nasıl mümkün olabilir ki?

Aile Bakanlığı naşta olmak üzere devlet nüfusumuzun hızla eridiğini söylüyor. Lakin önlemler konusunda atılmış hiçbir adım malesef yok. Doğum oranları hızla düşüyor tamam. Artırmak için çocuk sahibi olmaktan başka çare yok.

Milletin aklında ne var peki?

Daha 25 indeyim, 30 uma gelmedim, eğlenmek, gezmek, tozmak çağındayım, 35 inden sonra belki düşünürüm modunda. Erkek çocuk istese bile eş buna itiraz ettiğinde konu tam orada çıkmaza düşüyor. Bu dahi boşanmaların ana sebebi haline gelmiş vaziyette. Çocuk istemek boşanma sebebi. 

Topuma yerleştirilmiş olan yıkıcı düşünceler malesef kalıcı haline gelmiştir. Öncelikle toplumun bu düşüncelerinden arındırılması gerekir. Bu birinci, ikinci, üçüncü çocuğa şu kadar para verilerek atlatılacak kadar basit bir mesele değildir. Bilinçlendirmek, özendirmek ve gerçekleri topluma açık açık anlatmak, ikna etmek gerekir.

Ama bunun yolu hiçbir şekilde doğum başına para vermekten geçmeyecektir. Devlet nasıl ilk defa ev alacaklara ayrıcalık tanıyorsa, kalıcı ve yapıcı, sonuca odaklı çözümler ortaya koymalıdır. 

Devlet, toplumun alabildiğince serbest bırakıldığında, önü alınamaz tahribatlara sürklenebileceğini kestirmek durumundadır. Hele hele ahlaki değerler, aile Ve gelecek nesillerin koruma altına alınması hususunda yeniden planlama yapılmasının önemine varmalıdır. Bir taraftan düzeltmeye çalışılırken, diğer taraftan, açık olan kapılardan milyonlarca tehdit hücuma geçmiş vaziyettedir. Eğer aile, kendi evinde dahi huzuru, aile içi eğitimi, aile içi denetleme mekanizmasını harekete geçiremiyorsa, dışarıya adım atar atmaz üzerine gelebilecek saldırılara karşı hiçbir zırh oluşturulamaz demektir. Bu da bir milli güvenlik meselesi olarak değerlendirilmelidir. Evinde kendi çocuğuna söz dinleyemeyen öğretmen, okulda başkalarının çocuklalarına nasıl bir eğitim verebilir? 

Toplumsal bilinç bir zincirleme sistemidir. Bu sistemin başlangıç noktası elbette ailedir. Eğer aileyi boşlarsanız, elini kolunu bağlarsanız, elinizde hiçbir şey kalmaz. 

Aile Bakanımızın tespitlerinin ne kadar yerinde ve doğru olduğunu anlıyorum. Lakin Aile Bakanımız'ın elimden hiçbir şey gelmiyor dememesi lazım. Yapılan tespitlerin karşılığının olması lazım. Yahudilerin dünyanın başına bela ettiği, çürümüş ve yok etmek üzerine kurulmuş olan Sekülerlik, bu milleti yerle yeksan eder. Bu tehlike tahmin edemediğinizin çok ötesine geçmiş vaziyettedir. Durum onu göstermektedir de. Daha düne kadar bırakın yapılması, lafının dahi edilmesi edep sayılan binlerce hareket bugün sıradan hale gelmiş vaziyettedir. Sayın Aile Bakanımızın elinin, kolunun bağlı olmaması gerekir. Çünkü tehlike gelecektir. Bu konuda, derdi gelecek nesiller olan herkesim ve herkesle acilen ciddi çalışmalar yapılması gerekir. 

Ben, hem Cumhurbaşkanımızın, derdi imanlı ve şuurlu bir nesil yetiştirmek olan Sayın Bilal Erdoğan'ın, hem de her hareketi, duruşu, konuşması takdir ile karşılanan Sayın Aile Bakanımız Mahinur Göktan Hanımın bunu başarabileceğine inanıyorum. Bu konuda özne kurumlar elbette Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlıklarıdır. Sayın Mustafa Çiftçi ve Sayın Yusuf Tekin DERTLİ insanlardır. Mevzu Millet olunca, onlar için de aksn sular durur zira.

Biz bunu başarabiliriz Sayın Bakanım. Yeter ki Siz tehlikenin boyutunu cümle aleme açıkça anlatın Vesselam.