Bodrum Bodrum Olsun

Yayınlanma : 03 Eylül 2026 16:29

Bodrum Bodrum Olsun

 

 

 

Bugün Bodrum 1 milyona dayanan nüfusu ile kocaman bir köy durumunda.

Yerel yönetim çaresiz. Zira, devletten aldığı nüfus başı para ile hizmet verdiği nüfus arasında kat kat fark var. Hatta buna uçurum da denebilir.

 

Peki Bodrum'un meseleleri ne olacak?

Bodrum'a bir çiviyi bile çakmadan nasıl düzelecek?

Kimse bilmiyor.

İnanın hiç kimse bilmiyor.

 

Umurunda mı, onu da ben bilmiyorum.

 

50 km ilerideki Milas pazarında 10 lira olan domates, Bodrum'a gelince 50 den kapıyı açıyor.

 

Aydın'da 30 lira olan bamyayı aynı pazarcı Bodrum'da 150 liradan satıyor.

Yatağan'da bir bardak çay 10 lira, Bodrum'da 25 lira.

 

Yatağan'da bi tas çorba 100 lira, Bodrum'da 350 lira.

 

Allah'tan bir tek ekmek aynı. 

 

Bodrum'da bir km.lik, indi-bindi yolu kartlı 42, paralı 50 liraya gidiyorsunuz. Kadıkalesi'nden Bodrum yeni otogara gelmek için üç araba değiştiren biri, 25 km.lik yola 200 lira veriyor.

 

Peki aynı fiyatlar komşu Aydın'da nasıl?

Ben söyleyeyim; tamı tamına yarısı. Hatta yarıdan da az.

Bir pahalılık furyası uçmuş gidiyor Bodrum'da. 

 

Turizm var diyen bir kişi kaldı mı bilmiyorum. Zaten Turizm de kimin umrunda dersek yalan olmaz hani. Kapitalist isimlerin hergün yükselen devasa villa, residanceleri, ultra kocaman malikaneleri ve sitelerinin arasına sıkıştırılan turistik tesislerle mi turizm olacak? Otellere gitmek artık işkencenin başka bir boyutu. Çünkü otele ulaşmak için, devasa yalı, villa sitelerinin önünden geçmeniz gerekiyor. Geçebilirseniz gidersiniz. Çünkü yollar son model arabaları ile adeta işgal edilmiş halde. Garibim otelci ne yapsın? Yakında onlar da kilidi vurur, ertesi sene kapitalist biri gelir, siteye dönüştürür olur biter.

 

Turizm tamam yani.

Peki Bodrum yaşanacak şehir mi ki önüne gelen bir, iki, üç, on, yirmi villa birden alıyor anlamak mümkün değil. Tam bir rant ticareti almış gidiyor.

Yolu yok. Su zaten yok. Çarşı-pazar hak getire.

 

Bodrum'da yetersiz yol çilesinin bir önemli sebebi de, bozuk satıhlar. O kadar çok ki. Kaldırım var, taşları yok. Su patlamış, tamiratı yapılmış, ama taşı bir türlü döşenmemiş. Orası olmuş bir çukur. Virajların dönüş yerlerindeki bordür taşları tam bir facia. Hani Allah muhafaza biri dönüş yaparken azıcık direksiyonu toparlamasa, geçecek öbür tarafa.

Orta bölünmüş alanlarda hiç olmayan yeşil alanları gündem yapmak doğru mu bilmiyorum. Elbette değil. Lakin kaldırım kenarına dikilmiş, ya da kendiliğinden çıkmış ağaçları bari traş etsek, dibine en azından bir torba su koyup damlama yapsak bile olmaz mı derim.

Yolcu durakları tam bir facia. Kimin aklı ile yapıldı bilmiyorum. Bodrum yaz sıcaklık ortalaması 40 derece. Duraklar camdan yapılmış. Bir Allah kulu o durakların içinde beklemiyor biliyor musunuz? Çünkü açıkta 40 olan sıcaklık, o camlı fanus içinde sizi çılgına çeviriyor. Halbuki Bodrum'un siluetine yakışır, şöyle dört başı mamur, duvarlı, üstü Bodrum evlerini andırır çatılı, albenisi olan düzgün duraklar yarılamaz mı diyorum. Pekala yapılır. Bunun için de illa milyarlarca lira verip ihale etmeye de gerek yok. Devasa bir Kademe, Çevre, İmar birimleri bunu kendi bünyelerinde yapabilir. Çok küçük işleri illa çok büyük pahaya yapmak değilse amaç yapılır tabi.

 

Yol kenarlarındaki tabelalar ise başka bir facia. Çnüne gelen tabela asmış. Ana yolun kenarına adam deposunun tabelasını asmış. Çiftliğe Gider tabelası var anayolda. Bu nasıl bir keşmekeş böyle? Yakında dayılar, emmiler evini tarif eden SUBULMAZ VİLLASINA GİDER tabelası da asarsa hiç şaşmayacağım Bodrum'da. Kamu tabelaları sanki düzgün mü? Birinin altında denizkızı heykeli duruyor. Yarısı yok. Kafası tabelanın arkasında. Estetik yapacağım derken ortaya çıkan manzara Bodrum'da bu.

Mesela Akçaalan'dan çıkın, yaya Turgutreis'e gidin. Hemen hemen iki km diyelim. Kaldırımda, dimdik 100 metre asla yürüyemezsiniz. Ya çöp bidonu çıkar önünüze, ya nadiren rastladığınız bir ağacın bir türlü kesilmeyen dalı yolunuzu keser, ya Belediyemiz ile barışık bir marketin dondurma dolabı, ya da moloz yığını. Hepsi mümkün. Zaten yeni nesil insanlarda bir anlayış türedi biliyorsunuz. Yanyana 2 kişinin geçemeyeceği kadar dar olan bir kaldırımda, daha 15 ini yeni geçmiş iki bacı, karşıdan gelir, ama öyle kenara çekilmek falan hak getire. Tam bir SIĞIR. Üstünüze üstünüze gelir. Mecburen aynı sığırlığı yapmamak için inersiniz kaldırımdan aşağı. Şimdi bu yeni yetmeler neyi ispat etmiş oluyorlar bu ayrı mesele. Zira bu Bodrum Belediyesinin değil, toplumsal bir mesele. Almış eline telefonu, kaldırımın tam ortasında, önüne bırak bakmayı, kendini bile görmüyor. Kenara çekilmezsen bindirecek. Suçlu yine sen olursun. Bakınız bu hakikaten büyük bir mesele. İnsanların en azından artık yolda nasıl yürünmeli adıyla ders alma zamanı geldi demektir.

 

Bodrum'da su yok. Su olmadığı için de mahalle çeşmesi diye bir şey yok. Eskiden vardı. Hala bir çoğunun yeri de var. Bodrum Belediyesi en azından güzel bir haslet için, bu mahalle çeşmesi fikrini hayata geçirebilir. İnsanlar yolda bunaldıklarında yüzlerini yıkamak için 30 lira verip yarım litre su almak zorunda kalmaz en azından.

Su demişken. Evet Bodrum'da sıradan bir lokantada yarım litre su 30 lira. Şu anda Bodrum'da su benzinden pahalı. Benzin 75 lira. Suyun litresi 60 lira. Petrolü benzin haline getirmek için en az yarı fiyatını masrafa harcıyorsun, bir de üstüne KDV, ÖTV ve diğer vergiler. Benzinciye herhalde %10 kalmıyordur bilmiyorum.

Su?

Allahın suyu ya. Vergisi sadece %1.

Allah hiç vergi almadan veriyor, devlet %1 alıyor, ama lokantacı, bakkal 30 lira alıyor. Gerçi lokantacı kilosu 50 lira olan mercimekten 20 tas çorba çıkarıp, tasına 200 lira alıp, bir kilo mercimeği 4000 liraya satarken, 30 liralık suyun lafı mı olur diyecekseniz eyvallah derim. Şimdi kimse kalkıp, kiralardan, elektrik, su, personel maaşı, vergiden bahsetmesin kardeşim ayıp olur bir kere. 

Denetlemenin raftaki fiyatla, kasa fiyatının tutup tutmadığını bakıldığı bir sistemde herşey normal olur deseniz anlarım. Buna da serbest piyasa ekonomisi safsatası diyorlar. Tamam sen gitme. Sen yeme, sen alma. Keşke iş o kadarla kalsa. Ucu her şekilde size dönüp dolaşıp bulaşan şeyler bunlar. Sen lokantada yemek yemiyorsun ama pazardan domates alıyorsun. O da aynı gerekçeleri ortaya koyuyor zaten. Bahanelerin hiçbir zaman sonu gelmez. Herkes kendine göre öyle muhteşem bahaneler buluyor ki.

 

Bodrum Marka Şehir Olur mu diye yazmıştım geçenlerde. Sağolsun dostlar aradı. Olması gerekenlerin olması bile yeterli diyerek. Bu yazımızı da onun üzerine yazmak istedim açıkçası. 

Şehir yönetmek, fikir üretmekle mümkündür. Biz az çok Bodrum Belediyesinin elinden neler gelebileceğini ve neler gelemeyeceğini de biliyoruz. Kalkıp Ortakent kavşağını sen yap, Hastaneye üst geçidi sen yap, Tepebaşından arka tarafa çevre yolu yap dediğimiz yok. Lakin yapması çok basit, göz ve gönül dolduran işler var. Gümbete giden yolu biliyorsunuz. Ne çöp bidonları yerinde, ne kaldırım taşları. Bunları düzenlemek o kadar basit ki. İnanın, şu Aya Nikola için döktğünüz terin, sarfettiğiniz/edeceğiniz paranın yarısı ile bütün Bodrum sokaklarını ihya edersiniz. Hem de be ihya. Elbette bazı işler devlet kuvveti ile olur. Lakin bu, iyi anlaşıyoruz, çok iyiyiz, teşekkür ederiz diyerek birbirlerine günübirlik gülücük atmakla olmaz. Günü kurtarma olmamalı amaç. Bodrum Belediye Başkanı İktidar ve Bakanlıklarla arasının çok iyi olduğunu söylediğinde, millet karşılığını görmeli. İktidar partisinin temsilcisinin teşekkürü olmamalı bu karşılık. Tam tersi olmalı. Elinde ne var denmeli ki bir işe yaramış olsun. 

Turizmin bittiği Bodrum'da güzel şeyler yapılabilir. Sayın Mandalinci ne zaman festival programlarından vakit bulup, Bodrum sokaklarını arşınlamaya başlarsa, ne demek istediğimi pekala anlamış, başarılı bir belediye nasıl olurmuş sorusunun cevabını da kendisi bulmuş olacaktır diyorum vesselam.

 

#SöylerimGeçerim