Onlar Okçular Tepesi Sahabe'lerinden değil, olsa olsa Beni Kureyza'lılardan, Ureyne'lilerden olabilirler.
Allah mü'minlere öyle bir ders verdi ki. Emre itaat etmenin ne kadar mühim olduğunu bizatihi delillendirdi.
Uhud Muharebesi derslerle dolu bir muharebedir.
O muharebede Hz. Muhammed (sav) 'in mübarek yüzü yara aldı.
Miğferi parçalandı.!
Yine Uhud'da, Allah'ın Arslanı, Hz. Hamza şehid edildi. Şehid edilmekle kalmadı; kalbi söküldü. Düşmanı tarafından dişlendi..!
Aynı muharebede, Alemlere Rahmet Peygamberi, Hz. Muhammed'in (sav) öldüğü şayiası o kadar tesir etti ki ilk başlarda.
Elbette Uhud'u mühim kılan en elim hadise, Okçular, yani Ayneyn Tepesinde konuşlu bulunan birliğin mevzilerini terk etmesidir.
Oysa ki Başkomutan Hz. Muhammed (sav) onlara " NE OLURSA OLSUN, BENİM EMRİMİ DUYMADAN MEVZİNİZİ TERK ETMEYECEKSİNİZ" demişti.
Muharebe, İslam Ordusu lehine dönmüştü. İslam Ordusunun kazandığını gören Okçular Tepesindeki birlik, bir an evvel ganimet toplamak için yerlerini terk etmeye başladılar. Birliğin Komutanı Abdullah Bin Cübeyr ısrarla emri tekrarlamasına rağmen, üç-beş dünyalık için terk ettiler. Bunu gören Halid Bin Velid, Ayneyn Tepesinin arkasından dolanarak baskın yaptı. Orada kalan bütün sahabileri şehid ederek, muharebenin bir anda Müşrikler lehine dönmesini sağladı.
Ne kadar acı değil mi?
Okurken kolay, yazarken kolay...
Ya yaşarken?
Ya bizzat yaşayanlardan olsaydık?
Daha da mühimi; o tepeyi terkedenlerden biri de biz olabilirdik dedik mi hiç kendimize?
Okçular Tepesi mühim.
Terk etmemek üzere bağlı kalmak.
Okçular Tepesi bir mesel.
Öyle bir mesel ki, her daim örnek alınması, ibret alınması gereken bir hadise.
---
Fon yolsuzluğu yapanları, bir anlık duygusallıkla, Okçular Tepesini terk edenlere benzetmek asla kabul edilemez. Bu, en başta Okçular Tepesini bir an ganimet derdine düşen Sahabelere karşı birinci saygısızlık, fon eliyle trilyonları çalanları Sahabe hükmüne koymak ikinci saygısızlık olur.
Okçular Tepesini terk eden Sahabelere Hz. Peygamber dinden çıkarmadı. Şehid olanların cenaze namazını kılmam demedi. Ceza verdiğine dair de hiçbir delil yok.
---
Hz. Peygamber (sav), Uhud Muharebesine çıkarken, Devlet Başkanlığı vekilliğini âmâ olan Abdullah Bin Ümmü Mektum'a bıraktı.
Yolda 600 yahudi ile İslam Ordusuna katılmak isteyen münafıkların reisi Abdullah Bin Übey'in teklifini de reddetti.
Başka sahabilerin getirdiği münafık ve Yahudilerin her türlü yardım tekliflerini de reddetti.
Çünkü Hz Peygamber zinhar İslam Ordusunun içten bozulmasını istemedi. Zira Ona, ne yahudinin, ne de münafıkların yardımı değil, Allah'ın yardımı yeterli idi.
Hz. Ömer Ebu Süfyan'a " bizim ölülerimiz Şehid ve Cennettedir. Sizinkiler Cehennemde" diye haykırması manidardır.
Kur'an'da bir çok Ayet vardır Uhud'a dair.
Hz. Peygamber Uhud'da Şehid olanların tek tek Cenaze Namazını kaldırmıştır. Hiçbirini; o Okçular Tepesini terk etti diyerek ayırmadı. Hepsini bir tuttu.
Hz. Peygamber (sav), bazı şehidlerin cenazelerinin Medine'ye götürüldüğünü duyunca, derhal emir vererek tekrar Uhud'a naklettirmiş, Namazlarını kaldırarak, Uhud'a defnettirmiştir.
Uhud Muharebesinde, Okçular Tepesi'ni terk edenler Sahabe idi. Emri yerine getirmediler sadece.
Ne Hz Peygamber'e (sav) isyan ettiler, ne de Allah'a..
Bir anlık gafletin esiri oldular.
Fonlarla, ellerindeki gücü, şahsi menfaatleri için alçakça kullananların hiçbiri; makamı, mevkii, adı, sanı, tipi, boyu ne olursa olsun, bırakın tek tek, alayını toplasanız, Uhud'da Okçular Tepesi'ni terk eden Sahabilerin birinin dahi, tırnağının kiri olamazlar.
Onlar bırakın Okçular Tepesini terkedenlerden olanlar gibi olmayı, onlar hiçbir zaman Uhud'a giden, Okçular Tepesi'ne çıkanlardan da olmadılar.
---
İlla birilerine benzetmek lazım gelirse; onlar Sadettin Köpek'lerden olabilirler.
Onlar olsa olsa, Osmanlı Ordusunda bulunduğu halde Ankara Savaşı'na katılan, savaşın en çetin zamanında Osmanlı'yı sırtından vurup Timur ordusuna katılan MÜRTED lerden olabilirler.
Onlar olsa olsa, Hendek Savaşına katılıp, savaş esnasında İslam Ordusunu arkadan hançerlemeye kalkışan Beni Kurezyza'lılardan olabilirler.
Beni Kureyza'ya biliyor musunuz ne oldu?
Beni Kureyza üzerine hücum edildi. Muhasara altına alındı. Kureyza sulh için, Hendek Savaşında yaralı olan Büyük Sahabe Sa'd Bin Muaz'ın hakem olmasını, onun vereceği hükme razı olacaklarını söylediler. Hz Peygamber (sav) kabul ederek, yaralı Sa'd Bin Muaz harp meydanına getirtti.
Hükmü tahrif edilmeden evvelki Tevrat'a göre idi;
Beni Kureyza kabilesinin yetişkin tüm erkekleri öldürülecek, kadın ve çocuklar esir edilecekti. Tam da öyle oldu. İhanetin bedeli ağır, lakin Usule Kanuna göre hükme bağlandı.
---
Onlar olsa olsa, Ureyne'lilere benzetilebilir.
O Ureyne'liler, Hz Peygamber'e (sav) gelerek " Biz Müslüman olduk, Medine'de yaşamak istemiyoruz dediler. Hz. Peygamber (sav) onlara yer gösterdi. Gösterdiği yer mera idi. Orada İslam Devletine ait zekat develeri otlardı. Dedelerin de çobanı vardı. Çoban, Hz Peygamber'in azad ettiği Hz. Yesar idi. Onlara o develerin sütünden faydalanmalarını söyledi. Bir vakit sonra güçleri yerine gelince onlar, Devletin çobanı Hz. Yesar'ın ellerini, ayaklarını kestiler. Dilinin altına, gözüne dikenler batırarak, o halde bırakıp katlettiler.
Ardından Beytül Mal'e ait olan develeri çaldılar.
İslam'dan da döndüler...
Hz Peygamber (sav) haberi alır almaz, bir birliği görevlendirdi. Hepsi yakalanarak Başkent Medine'ye getirildi. Öyle bir ceza verildi ki. Elleri, ayakları kesildi. Gözleri çıkarıldı.
Çünkü HIRSIZLIK yaptılar. Devlet malını çaldılar. Çünkü işkence ettiler, katlettiler.
Kısas uygulandı. Su dahi verilmeden Harra bölgesine götürüldüler.
Başta arz ettiğimiz Abdullah Bin Übey hadisesi de bizlere misal olmalıdır. Hz Peygamber (sav), ne yolda gelenleri, ne de kendisinden olmayanları asla kabul etmemiştir. İşte bu husus asıl irdelenmesi gereken bir husustur. Bir murabeye, bir mücadeleye, bir yarışa çıkılıyorsa, yol arkadaşlarını iyi seçmek, yolda bulunanlara ASLA itibar etmemek gerektiği hususu.
Daha söylenebilir ki?
Vesselam.


