İZ BIRAKANLAR
Yayınlanma : 28 Haziran 2025 12:55
Düzenleme : 27 Temmuz 2025 14:53

Mehmed Zahid Kotku Hz.

Mehmed Zahid Kotku Hz.

Din Nasihattir, Ulemaya Tabi Olmak

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

El-Hamdülillahi rabbilâlemin ve'l-âkibetü li'l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

İ'lemû eyyühe'l-ihvân enne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale'l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve külle dalâletin fi'n-nâri. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem.

 

Cenâb-ı Hak cümlemizi sevdiği ve razı olduğu kullarının arasına kabul buyursun.

Cenâb-ı Zülcelal hazretleri iki cihan serveri sevgili peygamberimizin şefaatine cümlemizi nail eylesin inşallah.

Din, din diyoruz ya, bu din nasihatle kaimdir. Din, namaz, oruç ne varsa dinimizde ancak bunun duruşu, en-nasiha, “nasihatle” kaimdir.

Ed-dînü en-nasîhatü. "Din nasihatle kaimdir."

Nasihat kalkınca dinde kalkar demek. Din ancak nasihat sayesinde ayakta durur. Binâenaleyh her mü'min müvahid nasihati dinlemek mecburiyetindedir. Cuma günleri resmi olaraktan hutbe okunur, bu bir nasihattir. Onu cuma farz olmak dolayısıyla mecburi olarak hep herkes gidip onu dinler.

Fakat gelmeyenlere ne diyelim?

Bir şey diyemeyiz isteyen gelir isteyen gelmez. Fakat dinini ayakta tutmak isteyen insanın mutlaka nasihate ihtiyacı vardır. İlk nâsih; iki cihan serveri seyyidinâ Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem'dir. İlk nâsih O. Bu dinde kıyamete kadar bu nasihat ile durur. Nasihat ortadan kalktı mıydı adam;

"İşte biz biliyoruz, n'olacak işte, beş vakit namaz kılmak, oruç tutmak. Bildiğimiz şey bunlar."

Yok böyle değil. Mutlaka nasihate ihtiyaç var.

Bizim aklımız var.

Aklımızın erdiği şey var eremedikleri var. Düşünmeye bazen vakitte bulamadığımız zamanlar olur. Onun için kendimizi beğenip de Cenâb-ı Peygamberin buyruklarından dışarıya çıkmamak lazım.

"Din nasihat ile kaimdir."

Peki, bitti gayri.

Sağlam mı bu söz?

Sağlam!

Öyleyse hem okumak hem de okuduğumuzu duyurmak mecburiyetindeyiz. Hepimiz bir taraftan okuyacağız bir taraftan da okuduklarımızı başkalarına duyurmak mecburiyetindedir. Yalnız hocaya mahsus değil. Hepimiz her gün okuyacağız ve her gün okuduklarımızı okuyamayanlara, çünkü herkes bir olamaz ya, okuyamayanlara bildireceğiz.

Allah cümlemizi bu güzel mesleğe sahip olmak isteyen bahtiyar kullarının arasına bizi de kabul buyursun.

Onun için Cenâb-ı Peygamber şimdi burada diyor ki;

İttebiu'l-ulemâe. "Siz ulemalarınıza tâbi olun, uyun onlara! Onların dediklerini tutun."

Çünkü size nasihat verici onlardır. Benim yerime vâris onlardır. Benim bugün yaptığımı yarın onlar size yapacak. Binâenaleyh onlara uyunuz diyen iki cihan serveri Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hazretleridir ki, en eftal meslek. Meslek çok dünyada. En eftali dinî ilim mesleğidir. Din ilmi mesleğidir.

Dünyası da mâmurdur, âhireti de mâmurdur.

Allah ilmiyle âmil olan bahtiyarların zümresine bizleri de ilhak eylesin.

Onun için Cenâb-ı Peygamber burada Hz. Enes radıyallahu anh naklinde ittebiu'l-ulemâe ittebiû bilmem ne demiyor, ittebiu'l-ulemâe diyor, "Ulemaya uyun." diyor.

Niçin?

Onlar benim vârisim, benim sözlerimi size nakledecek onlardır. Binâenaleyh onlara uyunuz.

E ne olacak.

Fe-innehüm sirâcü'd-dünyâ ve mesâbîhu'l-âhirati. "Hem dünyanın ışığı hem âhiretin ışığıdır onlar."

Hem o ışık sayesinde insan tabi yolu görür. Dünyada da onların sayesinde doğru yolu bulursunuz, âhirette de bu doğru yolun sayesinde cenneti bulursunuz.

Bu hususta çok sözler söylenmiş, bunları söylemeye tabi lüzum yok. Bu kadarcık kâfi burada.

İttebiu'l-ulemâe. "Siz de tâbi olunuz ulemaya."

Ulema olmaya çalışınız siz de. Çocuklarınızı ilim sahibi yapmaya çalışın.

Size ufak bir hadise söyleyeyim. Bursa'da Osmanlı İmparatorluğu'nun eski şeylerinden Orhangazi var, Osmangazi var. İkisi de güzel bir cami yaptırmışlar; birisi belediyenin karşısında birisi merkezde. Evvela cami yapıyor. Caminin etrafına da bugünün mektebi dediğimiz, üniversitesi dediğimiz medreselerini yapıyor.

Üçüncü padişah Murat'tır. Yine Çekirge'de bakınız, camisi altında üstü de medresedir. Altı cami üstü medresedir, medrese odalarının etrafında koyulmuş. Aşhanesi, başka medreseleri doludur.

Dördüncü padişah Yıldırım'dır. Yıldırım'a bakınız, koca bir cami yapmış Yıldırım mevkiinde; altına medreselerini yapmış, şifahanesini yapmış, aşhanesini de yapmıştır. Hem şifahanesi, fakirleri doyurmak için de onların da ihtiyaçlarını gidermek için fodla denilen bir ekmek çıkardı uzun, onları dağıtırlardı. Onları da görmüştük vaktiyle.

Beşinci padişah olan Bursa'da oturan Sultan Mehmed'e bakınız. Koca bir camisi yeşil camisi meşhur. Alt tarafında kocaman külliyesi, medreseleri.

Sultan Murat'a gelirseniz Fatih'in evi de orada. O da öyle. Camisini yapmış, etrafına da medreselerini yapmış. Hep beraber yaşamışlar yani. Din ile dünyaları bir olmuş. Onun için o zaman fütuhat, koca dünyanın hemen hemen yarısına sahip olacak dereceye gelmiş.

Binâenaleyh bunlar hep ulemaya olan zevkin, sevginin neticesinde oluyor. Tabi bunları ulemalar bize bildiriyorlar, biz de onlara ittiba edip bunları meydana getiriyoruz. Binâenaleyh yalnız cami yapmak kafi değil. Bugün cami ile doldursak İstanbul'u kâfi değil. Çünkü camide bize imamlık edecek, bize hutbe okuyacak, bize nasihat edip irşat edecek insana ihtiyaç var. Bu olmazsa cami hiçbir şeye yaramaz. Hiçbir şeye yaramaz!

Binâenaleyh bu irşada, bizi irşat edebilecek insanları yetiştirebilecek evlere bugün işte okul diyorlar. Ne derse desin. Maksat oradan insanların dinlerini öğrenecek ve öğretecek insanların yetişmesidir.

Onun için eski zamanda çıkan doktorlarımız dinlerini bir hoca kadar bilirler, eski zamanda çıkan mühendisler dinlerini bir hoca kadar bilirler, eski zamandaki ordu mensupları dinlerini bir hoca hatta bir müftüden daha üstün bilgileri var idi bu sayede. Binâenaleyh mekteplerin din ile ilgilerinin kesilmesi cesedin can ile alakasının kesilmesi gibidir. Cesedi, canımız var ya. Canımızı ayıralım ceset ayrı dursun, o ayrı çalışsın canım. E o ruh kısmı da o da ayrı çalışsın.

Olur mu?

Derhal hadi mezarlığa götürün bunu derler. İşe yaramaz çünkü.

Tayyare yapsın, uçak yapsın, gemi yapsın, her bir bilgiye sahip olsun ama dinini de bilsin. Dinini bilmeden bunları bilirse işte anarşistlik denilen şey oradan doğar. Her türlü şeyleri irtihal ederler.

Allah muhafaza etsin.

Dinini bilirse kimsenin hukukuna tecavüz etmeye ödü patlar. Çünkü herkesin hukuku kendi hukuku gibidir. Kendi hukukuna nasıl riayet ediyorsa herkesin hukukuna da böyle riayet etmek mecburiyetindedir. Yoksa senin apartmanın var, malın var, sende olsun da bende olmasın davası Müslümanlıkta yoktur. Sende çalışırsın sen de kazanırsın. Allah herkese bir vermez.

Bak beş parmağın beşi de bir oluyor mu?

Fakat müslümansan bu olmaz.

Onun için;

İttebiu'l-ulemâe. "Siz ulemaların sözünü dinleyiniz." Fe-innehüm sirâcü'd-dünyâ ve mesâbîhu'l-âhirati.

Sirâc; şu bildiğimiz ışıklar yani kandiller. Mesâbih de; yine yıldızlar gibi ışık veren şeyler, aydınlıklar yani. Dünyanın da aydınlığıdır âhiretin de aydınlığıdır. Dünyada da onların sayesinde rahat ederiz âhirette de onların sayesinde rahat ederiz.

Nasıl Peygamberimizin zamanında ashab-ı kirâm, o zaman tabi ilk devir. Cenâb-ı Peygamber Mescid-i Nebevi'yeyi yaptı. Mescid-i Nebevi'yenin yanında da bir de mektep yaptı ama o gün adı mektep değildi. Adı Ashab-ı Suffe idi. Yani o günün alim olacak, ilim talep edecek kimseleri ile müctehitler orada otururlardı. Bazen sayıları 400'e kadar çıkar, onları Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve zenginler beslerler, onların işleri, güçleri de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in mübarek fem-i saadetlerinden sudûr eden her kelimeyi ezberlemek. Ezberlemişler ve bize de elhamdülillah nakletmişler, kitaplarımıza da geçmiş. Şimdi bugün onları güzel güzel okuyoruz ve güzel güzel de anlatmaya çalışıyoruz.

Yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem camiyi yaparken yanına da mektebi yapmış. Ashab-ı Suffe dediğimiz adamlar o medresenin talebeleri. Ama bizim bugünkü gördüğümüz gibi şahane değil. Şahaneye ihtiyaç yok, maksat söyleneni anlamak ve anlatmak.

Hatta o kadar gayret vardı ki onlardan çoğu okumak bilmiyorlardı. Çünkü bugünkü gibi ilim mebzul değil. Bir tanesi Kur'an bilene demiş;

"Bana Kur'an'ı öğretmez misin?"

"Bilirim." demiş, "Öğreteyim sana."

Gitmiş öğretmiş.

Fakat insanların hilkatin de şeysi var ya, kendisine öğreten insana bir mükâfat vermek, karşılık vermek isterler. Demiş;

"Sana benim verecek bir şeyim yok ben de fakirim. Yalnız bir okum var, bir yayım var kabul edersen bunu vereyim sana." demiş.

Demiş, "Ben Resûlullah'a sormadan kabul edemem.

Resûlullah'a gitmiş.

"Cehennemden alacağın yer kadar al." demiş.

Cehennemden ne kadar yer istiyorsan alacağın şey o nisbette olsun.

Demek ki ilim öğretmek mukabilinde bir şey almanın felaketi ne kadar büyük.

"Ooov!" demiş, "Ben bunu yapamam."

Bu çok zamana kadar devam etmiş. Tarihini bilemem. Fakat bir devir gelmiş ki bu devirde artık insanlar meccânen başkası için çalışmaya meydan yok. Bakmışlar ki ilim inkiraza uğruyor, çünkü okutmuyor.

"Ben çalışıp ekmek parası kazanacağım, seninle meşgul olamam." diyor.

Ee, o zaman fetva vermeye mecbur olmuşlar ki okutanlar da bir şey alsınlar da bu okumak kaybolmasın.

Bu okumak kaybolmasın okutmak kalsın diyerekten ondan sonra fetvayı vermişler. Yoksa İslâm'ın ilk devrinde hep fisebilillah. Askere gidiyor fisebilillah, harbe gidiyor canını feda ediyor fisebilillah, tahsili fisebilillah. Onun için onlardan çok istifade edildi.

Allah cümlesinden razı olsun.

Onların derecelerine erişmek için imkanımız yok. "Siz ashab-ı kirâmın aleyhinde katiyen yakışıksız bir söz söylemeyin, çirkin bir söz söylemeyin."

O zaman işte aralarında bir kavgalar, gürültüler de olmuş insanlık, beşeriyet hâli. Fakat buna içtihat diyorlar. Yani "Sen haklısın ben haklıyım." diyerekten birbirleriyle içtihat ediyorlar. Bu iki tarafın birbirleriyle muharebesi olmuş döğüşmüşler. O zaman bitmiş gitmiş bu hadise. Bunu artık uzatmaya lüzum yok. Bugün onları tazeleyip tazeleyip de ortaya getirmeye hiç lüzum yok. Binâaleyh Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara saygı göstermeyi bize tavsiye ediyor. Hz. Allah celle ve alâ da, başka söze lüzum yok, radıyallahu anhüm ve radû anhu dedi.

"Ben onlardan razıyım onlar da benden razı." dedikten sonra artık başkasının söz söylemeye ne hakkı olur yani?

 

Ortada Allah celle ve alâ "Ben onlardan ashab-ı kiramdan razıyım." diyor. Dövüşmüşler, bu olmuş şu olmuş, bitmiş gitmiş.

Onun için İmam Gazali der ki;

"Onlar kılıçlarını kana boyadıysalar, sen bugün dilini kana boyayıp da o işlere karışma! Bitmiş gitmiş, unut onları. Ve onlar hakkında sevgi ve saygı besle, radıyallahu anh de."

Bu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in nasihatlerinden bir nasihattır.

Allah cümlemizi affetsin de kendisine tam bağlılıkla bağlanan sevgili bahtiyar kullarının zümresine ilhak eylesin.

Allahümme inne nes’elüke temamen niğmeh ve-devamel ahireh ve hüsnel hatime bi hürmetil Fatiha.

(Bu yazı, Mehmed Zahid Kotku Hz.lerinin Sohbetinden Alınmıştır. Allah Sırlarını artırsın. Rahmetullahi Aleyh.)