ANALİZ
Yayınlanma : 22 Eylül 2026 14:01

Sorun Netanyahudan Daha Büyük

Sorun Netanyahudan Daha Büyük

İsrail'de yaklaşan seçimler, son on yılların en önemli siyasi anlarından biri olarak görülüyor; bunun nedeni sadece Benjamin Netanyahu'nun uzun süren dönemini sona erdirebilecek olması değil, aynı zamanda Netanyahu'nun 7 Ekim 2023'ten sonra yaşanan çatışmaların, bölünmelerin ve savaşların tüm bir dönemini temsil etmesidir.

 

İlk bakışta, seçim haritası iki tutarlı siyasi proje arasındaki bir çatışmadan ziyade Netanyahu ile rakipleri arasındaki bir yarışmaya benziyor. Naftali Bennett ve Yair Lapid arasında bir ittifak oluşurken, Gadi Eisenkot, Netanyahu'nun iktidarını sona erdirme hedefiyle birleşmiş diğer muhalif güçlerle birlikte başka bir listeye liderlik ediyor. Diğer tarafta ise Likud ve onun dindar-milliyetçi ve Haredi müttefikleri yer alıyor. Ancak Netanyahu karşıtı kamp içindeki farklılıklar oldukça büyük ve eğer iktidarı ele geçirmeyi başarırsa çok daha belirgin hale gelebilir.

 

Bu seçimlerin önemi, İsrail'in iç siyasi hesaplamalarının çok ötesine uzanıyor. Netanyahu, Türkiye ve İran ile yaşanan çatışmalar ve krizlerden sonra İsrail'in dış ilişkileri için giderek daha büyük bir yük haline gelirken, İsrail'in barış antlaşmaları ve diğer anlaşmaları bulunan Arap devletleriyle ilişkileri bile zorlaştı. Ayrıca, Batı kamuoyunun geniş kesimleri arasında da imajı kötüleşti. İngiltere, özellikle Batı Şeria'daki yerleşimcilere ve yerleşimci şiddetine karşı alınan önlemlerle bu son dönemdeki değişimin açık bir örneğini sunuyor.

 

Washington'da bile, Donald Trump ile Netanyahu arasındaki ilişki artık eskisi gibi değil. ABD-İsrail ittifakı güçlü kalmaya devam ediyor, ancak çeşitli bölgesel konularda farklılıklar ortaya çıktı. ABD yönetimindeki bazı kişiler, farklı bir İsrail hükümetinin Washington'ın İsrail ve bölgesel müttefikleriyle ilişkilerini yeniden düzenlemek için daha iyi bir fırsat sunabileceğini düşünüyor olabilir.

 

Bu durum, bölgesel ve uluslararası düzeyde "Netanyahu sonrası" döneme dair beklentileri açıklamaya yardımcı oluyor. Ancak daha önemli bir soru hala ortada: Ya Netanyahu gerçekten ayrılırsa? İsrail değişir mi? Filistin devletine, Batı Şeria ve Gazze'ye veya Lübnan, Suriye ve daha geniş bölgeye yönelik politikalarında temel bir değişim görür müyüz?

 

Bu bağlamda, siyaset bilimi profesörü ve bölge konusunda önde gelen uzmanlardan Nathan Brown, Carnegie'nin Diwan dergisinde 15 Eylül'de "Yeni Savaşlarda Eski Şarap" başlığıyla yayımlanan makalesinde önemli bir yanıt sunuyor. Brown, İsrail'in mevcut dönüşümünü sadece Netanyahu'ya indirgemeye karşı uyarıda bulunuyor. 7 Ekim'den bu yana şekillenen güvenlik doktrini, Netanyahu'dan daha geniş kapsamlı görünüyor; potansiyel siyasi alternatifler ise, farklılıklarına rağmen, bu doktrinin temel unsurlarını paylaşıyor.

 

Brown'ın temel argümanı, İsrail'in caydırma doktrininden önleme doktrinine geçişiyle ilgilidir. Önceki modelde, bir düşman tehlikeli askeri yeteneklere sahip olabilirken, İsrail bunların kullanılmasını engellemeye çalışıyordu. Ancak ortaya çıkan doktrinde, yeteneğin kendisi sorun haline geliyor. Artık Hizbullah'ı füzelerini ateşlemekten caydırmak yeterli değil; İsrail, onun cephaneliğini yeniden inşa etmesini engellemeye çalışıyor. Hamas'ı çevrelemek de yeterli görülmüyor; amaç, askeri ve yönetimsel yeteneklerini yeniden inşa etmesini engellemek oluyor.

 

Aynı mantık Suriye ve Türkiye için de geçerlidir ve hatta İsrail ile barışçıl ilişkiler sürdüren devletler için de potansiyel olarak geçerlidir. Yeni doktrin, güvenlik kavramını niyetlerle ilgilenmekten yeteneklerle ilgilenmeye kaydırıyor. Hükümetler değişir, ittifaklar değişir ve bugün zayıf olan bir devlet yarın güçlü hale gelebilir. Bu nedenle, siyasi uzlaşmalar artık eskiden olduğu gibi başka bir devletin askeri yeteneklerini İsrail'in güvenlik hesaplamalarından çıkaramaz.

 

Daha da tehlikelisi, bu doktrin kendi kendini yeniden üreten bir mantık içeriyor. Eğer bir düşman yeteneklerini yeniden inşa ederse, sonuç önceki saldırının yetersiz olduğudur. Eğer İsrail askeri operasyonları daha büyük bir düşmanlık yaratırsa, bu düşmanlık da operasyonlara devam etme ihtiyacının bir başka kanıtı haline gelir. Bu nedenle stratejinin doğal bir son noktası yoktur. Gazze, Lübnan ve Suriye'deki "geçici" güvenlik bölgeleri ve askeri mevziler yavaş yavaş kalıcı gerçekliklere dönüşebilirken, savunma ve kontrol arasındaki sınır giderek daha da belirsizleşebilir.

 

Filistin sorunu en açık sınavı sunuyor. Daha az aşırı bir hükümet iktidara gelebilir; yerinden edilmeyi reddeden, yerleşimcileri dizginleyen, diplomasiye daha büyük bir rol veren ve bir kez daha "siyasi ufuk"tan bahseden bir hükümet. Ancak gerçek Filistin egemenliği kabul edilemez kalırken, tek bir devlet içinde tam siyasi eşitlik de reddedilirse, denklemin özü pek değişmemiş olacaktır.

 

Bu nedenle yaklaşan seçimlerle ilgili beklentiler ölçülü kalmalıdır. Netanyahu'nun ayrılması, eğer gerçekleşirse, söylem, siyasi araçlar ve İsrail'in uluslararası ilişkileri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Ancak bu, son yıllarda iyice yerleşmiş olan güvenlik doktrininin sonu anlamına gelmeyebilir.

 

Asıl soru artık sadece şu değil: Seçimlerden sonra İsrail'i kim yönetecek? Asıl soru şu: Netanyahu'dan sonra İsrail'i hangi güvenlik anlayışı yönetecek?

Bu yazı Muhammed Ebu Rumman'ın The Jordan News gazetesindeki köşesşnden alınmıştır. The Jordan News Ürdün'de yayınlanan etkili bir günlük gazetedir.

Muhammed Ebu Rumman Ürdün'lü Siyaset Bilimi profesörüdür. Aynı zamanda Ürdün Toplum Enstitüsü Alademik Danışmandır.

Gazze konusunda uluslararası birçok panelde konuşmalar yapmış, yüzlerce Gazze konulu yazıları vardır.