Muhammed Lutfî’dir Bâb-ı Tecellâ
Meyan-ı Evliya Kadri Muallâ
Kaddesa’llâhu Sirrahu’l-Alâ
***
Muhammed Lutfî ( Alvarlı Efe Hazretleri ), Allâhu Teâlâ’nın nurlarının; kudret ve sırlarının kapısıdır.
Allah dostları arasında, değeri yüksek; derecesi yücedir.
Allâhu Teâlâ, Onun Yüce Sırrını takdîs etsin.
***
Hâce Muhammed LUTFÎ (Alvarlı Efe Hazretleri) 1285 / 1868 tarihinde Erzurum’un Hasankale’ye bağlı Kındığı Köyü’nde dünyaya gelmiştir.
Pederleri Hâce Hüseyin Efendi, vâlideleri Seyyide Hadîce Hanım’dır. Tahsilini başta pederi olmak üzere devrinin şöhretli âlimlerinden tamamlayarak mücâzen 1307 / . . . ‘de Hasankale’nin Sivaslı Câmii’ne imam olmuştur.
Aynı yıl pederleri ile birlikte Bitlis’e giderek Hâce Muhammed Pîr-i Küfrevî Hazretleri’nin huzuruyla müşerref olmuş 1312 / . . . tarihinde seçkin bir halifesi olarak Hasankale’ye dönmüşlerdir.
Buradan Erzurum’un DİNARKOM Köyü’ne gitmiş ve orada 1. Cihan Harbi’ne kadar kalmıştır. Bilahare vazifesini Yavi Nahiyesi’ne, oradan da anavatanı olan Hasankale’ye nakletmiştir. Kendisine teklif edilen Hasankale Müftülüğünü kabul etmemiş, Alvar Köyü halkının istirhâmı üzerine oraya giderek bu köyde yirmi dört sene vazife yapmıştır.
1939 yılında tedavi için Erzurum’a gelmiş, Mehdi Efendi Mahallesi’nde ikamet etmiştir. 90 senelik ömrünü insanlığa ve İslâmiyet’e adayan Efe Hazretleri 12 Mart 1956 tarihinde ebedî âleme intikal etmiş ve nâş-ı şerifi Alvar Köyü’nde pederleri Hâce Hüseyin Efendi Hazretleri yanında sırlanmıştır.
- Lakabı:
Allâhu Teâlâ’nın nûrunun, kudret ve sınırlarının kapısı olan; Allah Dostları arasında değeri yüksek ve derecesi yüce bulunan Muhammed Lütfî Hazretleri’nin meşhûr lakabı:
….. Efe veya Alvarlı Efe’dir.
Efe ta’bîri, Efendi ünvanından kısaltmadır. Erzurum Bölgesi’nde hâl ve kemâl; ilim ve irfan sahibi insanlara hürmet ve muhabbet ifâdesi olarak, Efe denilmektedir.(2) Kendilerine Hâce (Hoca) denilmesi de, ilim sahibi ve Nakşibendî Tarîkati silsilesinin altın halkalarından birisi olduğundandır.
- Doğum Yeri ve Yılı:
Efe Hazretleri Hicrî 1285; Milâdî 1868 yılında, muhterem pederleri Hâce Hüseyin Efendi Hazretleri’nin:
“Bu Karye-i Kındığ hoş mekandır
Erenler meskeni râhat-ı candır
Husûsâ Hakkî sultân-ı velâyet
Kudûmiyle müşerref bir mekandır.”
mısra’larıyle vasf ettiği Erzurum’un Pasinler (Hasankale) İlçesi’ne bağlı Kındığı Köyü’nde, gözlerini dünyâya açtı.
- Nesebi (Soyu):
Efe Hazretleri’nin muhterem babası, zâhirî ve bâtınî ilimlerde yed-i tûlâ (tam bilgi) sâhibi olan: Hâce Hüseyin Efendi’dir. Efe Hazretleri’nin Büyükbabası: Hâce Muhammed Efendi; Annesi: Seyyide Hadîce Hanım Büyükannesi: Fâtıma Hanım’dır. Efe Hazretleri anne cihetiyle Seyyid’dir.
- Muhterem Babası:
Hâce Hüseyin Efendi Hazretleri’nin Şahsiyeti (3) Efe Hazretleri’nin sebep-i hayâtı, babası; rûhen ve fikren yetişmesinde mürebîi ve tarîkette ilk rehberi, vesîle-i necâtı olması hasebiyle Hüseyin Efedi Hazretleri’nden bahsetmek: O’nun ilmî ve ledünnî hüviyetini belirtmek yerinde olacaktır.
Hâce Hüseyin Efendi Hazretleri’nin İlmî Hüviyeti: Hüseyin Efendi, beş yaşında iken yetim kaldı. Şefkatli annesi Fâtıma Hanım’ın himâyesinde ilk tahsîlini bitirdi. Yüksek tahsîlini Erzurum’da ilmî i’tibârı yüksek hoca efendilerin derslerine devam ederek tamamladı. Onlardan icâzet aldı. Aldığı icâzetle yetinmeyen Hüseyin Efendi Hazretleri, ilmî kemâlini artırmak niyetiyle İstanbul’a doğru yola çıktı. Uğradığı Of’da, Abbas Efendi nâmındaki bir âlimin nezdinde bir sene kaldı. Bu âlim zât-ı muhterem, Hüseyin Efendi Hazretleri’ne şöyle buyurdu: “Oğlum! Senin artık tahsîle ihtiyâcın yok. Sen bir müderris olarak Erzurum’da âlim yetiştirmek üzere vazifelendirilmiş bir kimsesin. Vaktini zâyi etme, Erzurum’â dön ve bu vazîfeni îfâ et.” Âlim Abbas Efendi’nin bu tavsiyesine uyan Hüseyin Efendi Hazretleri, değerli varlığı annesine hizmet etmek ve âlim yetiştirmek üzere Hasankale’ye döndü.
Hâce Hüseyin Efendi Hazretleri’nin Ledünnî Hüviyeti: Gönlü sâf, rûhen pâk ve nûranî bir insan olan Hâce Hüseyin Efendi Hazretleri, iç âlemindeki ma’nevî zevk ve rûhanî şevkin te’sîriyle şan ve şöhretten kaçarak bir kûşe-i inzivâya ve bir mahal-i tenhâya (yalnızlık köşesine, kendisiyle baş başa kalma mahalline çekilmeyi tercîh etti. Bu rûhanî hâlet ile, Hasankale’nin Kındığı Köyü’nde imâmlık vazîfesi alarak, oraya yerleşti. Bu meyanda kâmil bir müderris olarak, sayısı otuzu bulan talebelerine ilim öğretmekle meşgul oldu.
Erzurumlu Muhammed Lutfî Efendi, klasik şiir geleneğinin son temsilcilerindendir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan seçkin bir köprü… Evet, kelimenin tam anlamıyla bir köprü şahsiyet! Osmanlı’nm son dönemlerinin, özellikle I. Dünya Savaşı’nm, Ruslar tarafından Erzurum’un işgalinin ve kurtuluş mücadelesinin önemli tanıklarından biri. Fakat bu köprünün günümüze taşıdığı sadece şiir ve tarihî miras değildir. O klasik eğitim süreçlerinden geçmiş yetkin bir âlim, imamlık ve vaizhk yapmış bir din adamı, insanları ahlaken ve manen yüceltme gayretinde olan bir manevi rehber, bir mürşittir. Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler yazan bu âlim şair, ders halkasında talebe yetiştiren bir müderris ve nihayet darda kalanlara yardım eden bir yardımsever olmanın yanında bir aksiyon ve hareket adamıdır. Nitekim kaynaklar onu, Rus işgali karşısında vatan toprağım kahramanca savunan bir kumandan olarak zikreder.
Allâhu Teâlâ’nın nûrunun, kudret ve sınırlarının kapısı olan; Allah Dostları arasında değeri yüksek ve derecesi yüce bulunan Muhammed Lütfî Hazretleri’nin meşhûr lakabı:
….. Efe veya Alvarlı Efe’dir.
Efe ta’bîri, Efendi ünvanından kısaltmadır. Erzurum Bölgesi’nde hâl ve kemâl; ilim ve irfan sahibi insanlara hürmet ve muhabbet ifâdesi olarak, Efe denilmektedir.Kendilerine Hâce (Hoca) denilmesi de, ilim sahibi ve Nakşibendî Tarîkati silsilesinin altın halkalarından birisi olduğundandır.
İlim ve irfan hayatında Efe olarak arıdan Muhammed Lutfî, şiirlerinde Lutfî mahlasını kullanmaktadır. Nitekim Oğlu Seyfeddin Efendi, Efe’nin vefatından sonra yazdığı Bir Hâtıra başlıklı şiirinde, babasının adımn Muhammed, mahlasının da Lutfî olduğu kaydedilmektedir:
Semiyy-i fahr-i âlem nâmım Muhammed
Mahlasım Lutfî’dir vekîl-i Ahmed
İhvânıma kıl merhamet yâ Samed
Hükmullâha razı olsun gönüller
Hicrân âteşine yansın gönüller
Şiirlerinde Lutfî mahlası ise, çokça kabul gördüğünden isim yerine ikame edilmiştir. Sanatındaki samimiyet, mahlası dönüştürmüştür. Bazen de mahlas olarak, Muhammed Lutfî’yi kullanıyor; isim de mahlasa dönüşüyor.
Lutfî tevfîz-i umur et Hakk’a teslîm ol bugün
Ba’dehû dâru’s-selâm olan cinânda kıl karâr
Bu Muhammed Lutfî’ye eyle şefâ’at yâ Resûl
Kıl kabûl ey nûr Hak bu dergeh-i fadlâ mıdır
İlki bir münacat, İkincisi bir şefaatname olan bu mahlas beyitlerinde, Muhammed Lutfî nereye sığınılacağının ve kimden medet umulacağımn aynmındadır. Taleple isim uyuyor… Şunu görüyoruz: Büyük insanlar, isimleri, lakapları ve mahlaslarıyla iz bırakırlar… İsim, onlara atadan yadigârdır, lakap ise, hizmeüerinin halkın aynasında yansımasıdır. Mahlas, sanat aynasına yansıyan şahsiyettir; bunu bazen kişi kendisi seçtiği gibi, bazen de ustası, rehberi veya mürşidi verir. Demek ki, Muhammed Lutfî, ilim ve irfan cihetinde halka hizmetiyle bütün bir Erzurum’un Efe’si olmuştur. Lutfî mahlası ise, ister isimden kaynaklanan bir mahlas olsun, isterse manevi bir hal ile şairin ihtiyar ettiği bir isim olsun; ona yakışan bir isimdir. Efe’nin dervişlik yönünü ele veren bir isim…
- Doğum Yeri ve Yılı
Kındığı Köyü
Efe Hazretleri Hicrî 1285; Milâdî 1868 yılında, muhterem pederleri Hâce Hüseyin Efendi Hazretleri’nin:
“Bu Karye-i Kındığ hoş mekandır
Erenler meskeni râhat-ı candır
Husûsâ Hakkî sultân-ı velâyet
Kudûmiyle müşerref bir mekandır.”
mısra’larıyle vasf ettiği Erzurum’un Pasinler (Hasankale) İlçesi’ne bağlı Kındığı Köyü’nde, gözlerini dünyâya açtı.
Muhammed Lutfî Efendi ilim ve irfan sahibi bir ailenin içine doğmuştur. Hakkında fazla bilgimiz olmayan dedesi, Hâce Muhammed Efendi, âlim ve arif bir zattır. Babası Gedâî mahlasıyla şiirler de yazan Hüseyin Efendi hakkında malumatımız var… Hüseyin Efendi, Hasankale’de Nûr Efe ve Nûr Dede adıyla tanınmış âlim ve arif bir zattır. Hakkında verilen bilgilere göre, Hasankale ve Erzurum’da döneminde temayüz eden âlimlerden ders almış, daha sonra da Of’un Şinek Köyü’nde yaşayan Abbas Efendi’nin ilim halkasına katılmıştır. Buradaki eğitiminden sonra hocasının tavsiyesi üzerine memleketi olan Hasankale’ye dönmüş, Kındığı Köyü’nde imam olarak görev yapmış ve talebe okutmuştur.
Hüseyin Efendi, dini ve ilmi hizmetlerinin yanında, döneminde Erzurum’da temayüz eden hattat Hacı Feyzullah Efendi :.(ö.1865)’nin irfan meclisinde bulundu. Meclisini Tortum’un Uncular (Kisha) köyünde kuran Hacı Feyzullah Efendi, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadî’den aldığı irfan anlayışını Anadolu’da yayan kâmillerden biridir. Hacı Feyzullah Efendi’nin vefatıyla, başlanan manevi eğitim yarıda kalmıştır. Bunu tamamlamak için Amasya’da ikamet eden ve o günlerde Erzurum’da el ulunan meşhur Seyyid Mîr Hamza Nigârî (ö. 1885)’nin ilim ve irfan çevresinde bulunmuştur. Hamza Nigârî, Mevlânâ, fafız-ı Şirâzî, Molla Camî ve Fuzûlî’nin etkisinde kalarak kuvvetli şiirler yazmış, önemli bir şahsiyettir. Beklenmeyen bir zamanda Seyyid Nigârî’nin vefat etmesi, Hüseyin Gelâî’yi yeni bir mürşit arayışına sokmuştur. Bu arayışları neticesinde, oğlu Muhammed Lutfî’yi de yanma alarak Bitlis’e gitmiştir. Burada Muhammed Küfrevî (ö. 1898)’nin ilim ve irfan meclisine katılmıştır.
Şiirleri genellikle Beşiktaşlı Gedâî ile karıştırılan Hüseyin Efendi’nin çokça okunan bir gazelini buraya alıyoruz:
Safa Geldin
Kadem bastın gönül tahtına sultânım safâ geldin
Dil-i pür-renc ü tâb-ı derde dermanım safâ geldin
Kapundur matla’-ı a’lâ tapundur maksad-ı aksâ
Senindir rütbe-i ulyâ benim şâhım safâ geldin
Gel ey dilberlerin şâhı melâhat burcunun mâhı
Gedâ’nm hâlini gâhîsorup şâhım safa geldin
Gel ey sultân-ı âlî-şân ki sensin Hüsrev-i devrân
Sana hep bende-i fermân buyur şâhım safâ geldin
Gedâî geldi ol câne cân olsun yoluna kurbân
Saâdet tahtına sultân buyur şâhım safâ geldin
Evliliği
Efe Hazretleri, hanımlarının ardarda vefâtı sebepiyle beş evlilik geçirdi. Sırasıyle refîkalarının adları şöyledir: Ferîde Hanım (Hacı Feyzullah Efendi’nin Damâdı Şerif Efendi’nin Kerîmesi’dir.) Esmâ Hanım Hâfıza Sâlihâ Hanım Sağırlılı Hanım Nene Bedriye Hanım
Sadece ikinci refîkası Esma Hanım’dan üç oğlu bir de kızı oldu. Hakkı, Sa‘dî ve Mukîme adındanki çocukları küçük yaşta vefât ettiler. Kabirleri Dinarkom kabristanındadır. Geriye yegâne mahdûmu, O’nun mümtaz halîfesi, kendisinden sonra irşâd makamına kaim olan Hacı Seyfeddin Efendi Hazretleri kalmıştır.
Sivaslı Câmii Hasankale
- İlmî Tahsîli ve İmâmeti
Efe Hazretleri tahsîlini muhterem pederleri Hâce Hüseyin Efendi’den tamamlayarak icâzet aldı. 1307 / 1889-1890 yılında
Hasankale’nin Sivaslı Câmii Şerîfi’ne imâm olarak ta‘yin edildi. İmâmeti âlimler ve fazîletli insanlar, seçkin kimseler ve halk tarafından
takdîr ve tebrîkle karşılandı. -
Hacca Gidişi
Efe Hazretleri 1947, 1949, 1950, yıllarında olmak üzere üç defa hacca gitti. Birinci seferinde Erzurum’dan Halep’e kadar trenle, oradan Şam’a, Şam’dan Beyrut’a otomobille, Beyrut’dan Cidde’ye gemi ile yolculuk etti. İkinci ve üçüncü seferinde ise Erzurum’dan İstanbul’a trenle, İstanbul’dan Cidde’ye uçakla yolculuk etti. Efe Hazretleri 1947 yılındaki ilk hac yolculuğunda Cidde’den Paşazâde Muhammed Selim Efendi’ yi delil ittihaz ederek misâfir olmuştur. Bu seferinde 14 gün Halep’te, 11 gün Şam’da, 3 gün Beyrut’ta kalmıştır. Uğradığı bu memleketlerin âlim ve fâzıl şahsiyetleri kendisini ziyâret ederek huzurunda, kemâl-i edeble oturmuşlar ve kendisine hayranlıkla “Maşâallah fetebârekâllahü ahsenü’l Hâlikîn” demekten kendilerini alamamışlardır. O’nun sohbetinden feyz alıp kendi varlıklarını unutmuşlar, yokluklarını idrâk ederek duâ ve himmet niyâzıyla yanından ayrılmışlardır. Mekke-i Mükerreme’de ve Medine-i Münevvere’ de haccın gereği olan vazîfeleri îfâ ederken hacıların dâimâ dikkatini çekmiş ve onları kendisine hayran bırakmıştır. Her makamda ellerini duâya kaldırdığında hangi milletten olursa olsun etrafındaki hacılar onun duâlarına göz yaşlarıyla iştirak etmişlerdir.
Kındığı Köyü’nde Seyyide Hatîce Hanım’ın Türbesi
- Nesebi (Soyu)
Efe Hazretleri’nin muhterem babası, zâhirî ve bâtınî ilimlerde yed-i tûlâ (tam bilgi) sâhibi olan: Hâce Hüseyin Efendi’dir. Efe Hazretleri’nin Büyükbabası: Hâce Muhammed Efendi; Annesi: Seyyide Hatîce Hanım Büyükannesi: Fâtıma Hanım’dır. Efe Hazretleri anne cihetiyle Seyyid’dir.
- Muhterem Babası
Hâce Hüseyin Efendi Hazretleri’nin Şahsiyeti (3) Efe Hazretleri’nin sebep-i hayâtı, babası; rûhen ve fikren yetişmesinde mürebîi ve tarîkette ilk rehberi, vesîle-i necâtı olması hasebiyle Hüseyin Efedi Hazretleri’nden bahsetmek: O’nun ilmî ve ledünnî hüviyetini belirtmek yerinde olacaktır.
Hâce Hüseyin Efendi Hazretleri’nin İlmî Hüviyeti: Hüseyin Efendi, beş yaşında iken yetim kaldı. Şefkatli annesi Fâtıma Hanım’ın himâyesinde ilk tahsîlini bitirdi. Yüksek tahsîlini Erzurum’da ilmî i’tibârı yüksek hoca efendilerin derslerine devam ederek tamamladı. Onlardan icâzet aldı. Aldığı icâzetle yetinmeyen Hüseyin Efendi Hazretleri, ilmî kemâlini artırmak niyetiyle İstanbul’a doğru yola çıktı. Uğradığı Of’da, Abbas Efendi nâmındaki bir âlimin nezdinde bir sene kaldı. Bu âlim zât-ı muhterem, Hüseyin Efendi Hazretleri’ne şöyle buyurdu: “Oğlum! Senin artık tahsîle ihtiyâcın yok. Sen bir müderris olarak Erzurum’da âlim yetiştirmek üzere vazifelendirilmiş bir kimsesin. Vaktini zâyi etme, Erzurum’â dön ve bu vazîfeni îfâ et.” Âlim Abbas Efendi’nin bu tavsiyesine uyan Hüseyin Efendi Hazretleri, değerli varlığı annesine hizmet etmek ve âlim yetiştirmek üzere Hasankale’ye döndü.
Hâce Hüseyin Efendi Hazretleri’nin Ledünnî Hüviyeti: Gönlü sâf, rûhen pâk ve nûranî bir insan olan Hâce Hüseyin Efendi Hazretleri, iç âlemindeki ma’nevî zevk ve rûhanî şevkin te’sîriyle şan ve şöhretten kaçarak bir kûşe-i inzivâya ve bir mahal-i tenhâya (yalnızlık köşesine, kendisiyle baş başa kalma mahalline çekilmeyi tercîh etti. Bu rûhanî hâlet ile, Hasankale’nin Kındığı Köyü’nde imâmlık vazîfesi alarak, oraya yerleşti. Bu meyanda kâmil bir müderris olarak, sayısı otuzu bulan talebelerine ilim öğretmekle meşgul oldu.
Ömrünü okumakla, öğrenmekle ve öğretmekle geçiren Hüseyin Efendi, halkın isimlendirdiği gibi, gerçek anlamda bir “Nur Dede”dir. İlim ve irfan aydınlığını neşreden bu kâmil insan mütevazı, cömert ve dindar haliyle hatırlanmaktadır. Bu mütevazı âlim, 1916’da Rusların Erzurum’u işgali sırasında şehit olmuştur.
Bir şehit âlimin çocuğu olan Erzurumlu Muhammed Lutfı’nin annesi, Hasankale eşrafından Mazlumoğlu Hüseyin Efendi’nin kızı Hatice Hanım’dır. Kardeşleri, Hasbî Efendi, Ahmed Efendi, Mahmud Vehbî Efendi ve Hacı Emin Efendi’dir. Bunlardan Hasbî Efendi pederinin sağlığında vefat etmiş, Ahmet Efendi ve Hacı Emin Efendi de I. Dünya Savaşı’nda cephede şehit olmuşlardır. Mahmud Vehbî Efendi (1856-1947) ise, babasının yolunda hizmeüerini sürdürmüş, âlim ve fazıl bir kişi olarak bilinir.
Muhammed Lutfî, Kındığı’da babasının ilim halkasının içine doğmuştur. Babasından geleneksel ilimleri tahsil ederek kendini geliştirmiş, 1890 (1307) yılında Hasankale’nin Sivaslı Câmii’nde imam olarak göreve başlamıştır. Babası- ıjın yolunda, o da bir imamdır; ancak elde ettiği ilimle yetinmeyip manevi açıdan da kendini geliştirmek istemiş ve pahasının rehberliğinde Bitlis’e giderek devrin tanınmış mürşitlerinden olan Muhammed Küfrevî’nin irfan halkasına i dâhil olmuştur.
Bitlis’te ilim ve irfan halkalarından feyz alan Muhammed Lutfî, 1895 (1312)’te geleneksel usule uygun olarak icazet almıştır. Esasen daha ilk ziyarette, 1890’m baharında, Muhammed Küfrevî babası Hüseyin Efendi’ye hilafet vermiş, onu da babasına yardımcı olarak görevlendirmiştir. Bu yüzden o, soyadı kanunu çıktığında önce Yardımcı soyadını almıştır. Daha sonra bu soyadını Budak olarak değiştirmiş, vefatından sonra ise oğlu Seyfeddin Efendi Mazlumoğlu soyadını almıştır.
- Efe Hazretleri’nin Ebedî Âleme Göçüşleri
Ömrü boyunca insanlığa ve İslâmiyet’e gerçek bir insân-ı kâmil gerçek bir rehber-i se‘âdet ve gerçek bir mümessil-i Peygamber olarak hizmet eden Efe Hazretleri 28 Receb-i Şerif 1376/ 12 Mart 1956 tarihinde bâkî âleme göç ederek fânî âleme gözlerini yumdu. Na‘ş-ı şerîfi Erzurum’dan iştirâk eden çok kalabalık bir cemaatle Alvar Köyü’ne götürüldü ve muhterem pederi Hâce Hüseyin Efendi’nin yanına defnedildi. Şâhidesinin kitâbesi yegâne mahdûmu ve mümtaz halîfesi Hacı Seyfeddin Efendi’ye aittir.
Fazlullah-ı ekber tevhîd-i Bârî
Efe Hazretleri’nin Şâhidesi
Lutfullah-ı a‘zam cânân civari
Gurbiyyet-i Mevlâ ikrâm-ı ezel
Fermân-ı irciî hukm-i Lem-yezel
Ravh-ı reyhan ikrâmıyla mükerrem
Kıldı bizi Rabbim hamd-i muazzam
İmâm-ı enbiyâ rehberdir bize
Sırr-ı Hâcegân’dır tâc-ı ser bize
Semiyy-i fahr-i âlem nâmım Muhammed
Evlâd-ı resûldür ceddim ced-be-ced
Nesîm-i Küfrevî bâğ-ı Nakşibend
Tarih hayatımdır râh-ı Nakşibend
Efe Hazretleri’nin ebedî âleme intikali oğlu Hacı Seyfeddin Efendi’yi ve cümle ihvânı, mürîdan ve muhibbânı kederlere gark etmiş, şaşkına çevirmişti. O hicran günlerine âit bir hâtırâsını Seyfeddin Efendi şöyle anlatır:
“Tarih 12 Mart 1956 … Pederim Hazretleri’nin vefâtını müteâkıben böyle bir insân-ı kâmilin vefâtı teessürü, cümleyi bahr-i kedere gark etmiş ve şaşkına döndermiş idi. Bu meyanda ben âciz oğlu olarak bu ayrılıktan o kadar müteessir idim ki; bazı defa dalgın dalgın hayretler içinde mütefekkiren otururdum. Pederim Hazretleri’nin vefâtı tarihi Receb-i şerîf … Ramazan-ı şerîften birkaç gün almış idik. Bir akşam yine hasretle oturur iken bir âlem ki gûyâ Pederim Hazretleri’ne muhâtab oldum.
İkram bulutundan ma‘rifet yağmurlarını dostlarının kalbine döken, böylece seçkin kullarının hatır sayfalarından kendisinden başkalarının harflerinin nakışlarını silen, hikmet pınarlarını denizler gibi dalgalandıran, seher vakitlerinde İlâhî serpintiler eserken ma‘rifetler ve lütuflar yağdıran Allah’a hamdolsun.
İnsanları kurtuluş yoluna irşâd etmek için gönderilen en mükemmel elçi, Allah’ın kullarını hidâyete ileten en fazîletli rehber, yaradılmışlar için rahmet, ihtiyaçların giderilmesi için iltica makamı Muhammed sallallâhü aleyhi ve selemle, âline, ashâbına; ihtilâfları izâle etme konusunda
kaideler te’sîs etmek sûretiyle müslümanlara nasîhat âbideleri, idâre ve hidâyet önderleri olan âline, ashâbına ve nesline en kâmil ve en mükemmel salât ve selâm olsun.
Bu icâzetin sâhibi olan Pasinli Halîfe Hüseyin Efendi’nin oğlu Muhammed Efendi; uzun bir müddet sohbetimizde bulunmuş, bizden Tarîkat-ı Âliyye-i Nakşibendiyye sâdâtının âdâbını almış ve bu âdâbı ciddî bir bağlılıkla kendi nefsinde edâ etmeye devam etmiş olup; kendisinde irşâd etme, müridleri terbiye etme ve yol gösterme kabiliyeti müşâhede ettiğimizde kendisine bu konuda hilâfet icâzeti verdik.
Nitekim bana da bu icâzeti ; şeyhim, efendim, mevlâm ve imamım -Allah yüce sırını mukaddes eylesin- tarîkatın kutbu, hakîkat ilimlerine dalan, kendisiyle iftihâr ettiğimiz senedimiz, Mevlânâ Seyyid Tâhâ kuddise sirruhû hazretleri vermişti.
O da bu icâzeti; amcası olan, devam edegelen bu nûrun vârisi Seyyid ve Şerif Abdullah Hekârî’den bu âdâbı telakkî ettikten sonra; irşâd dâiresinin kutbu, ebdâl ve evtâdın ziyaretgâhı, dînin müceddidi, âşıkların kalbinin huzûru Ziyâeddin Ebi’l-Behâ Hazret-i Mevlâna Hâlid (Bağdadî) kuddise sirruhû hazretlerinden almıştı.
O da şeyhi olan, hem maddî hem de ma‘nevî kemâli hâiz olan Şeyh Abdullah Hindî Dehlevî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da Muallâ, müzekkâ, musaffa, mutahhar Şemseddin Habîbullah Can-ı cânân Mazhar kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da zatî, sıfatî ve şuûnî tecelllî ile şereflenen Seyyid Nur Muhammed Bedevânî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da Hakka’l-Yakîn denizinin dalgalarına dalan, Allah dostlarının sultânı Şeyh Seyfüddin kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da şeyhi ve babası olan, gizli sırrın emîni, şeyhlerin şeyhi, el-Urvetül-Vüska (en sağlam kulp) Şeyh Muhammed Ma‘sum kuddise sirruhû
hazretlerinden;
O da şeyhi ve babası olan, hayret verici derecelere mazhâr, sırlar ve mânâlar kaynağı, ikinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî Şeyh Ahmed Fârûkî Serhendî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da zatî muhabbet şarabını ikram eden, râzî olunan dîni te’yid eden, Kutub, Şeyh Muhammed Bâkî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da yüce ikrâm sâhibi, Velî Mevlânâ Hacegî es-Semerkandî Emkinekî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da şeyhi ve değerli babası olan, müceddid, şeyhlerin şeyhi Mevlânâ Derviş Muhammed kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da şeyhi ve dayısı, ruku ve sücud ehli, şeyhlerin şeyhi Mevlânâ Muhammed Zâid (Parsa) kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da dîni yayan, Nakşibendî meşrebini takviye eden, Hâce Ahrar diye bilinen Şeyh Ubeydullah Semerkandî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da Bârî Tealâ’nın inâyetlerinin peşpeşe yağmasının kaynağı Mevlâna Yâ‘kub Çerhî Hisarî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da esrâr hazînelerinin anahtarı, Kutublar Kutbu Alâeddin Attâr diye bilinen Şeyh Muhammed Buhârî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da bu tarîkatın imâmı, mahlûkatın imdâdı, yağmakta olan feyzin ve yayılmakta olan nûrun sâhibi Şah-ı Nakşibend diye ma‘ruf olan
Bahâeddin Muhammed Üveysî Buhârî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da ma‘rifet ve kemâl menbaı, Seyyidler Seyyidi Hazret-i Seyyid Emir Gülâl kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da mâsivâ’yı unutarak tamamen Allah’a yönelen, evliyânın kutbu Şeyh Baba Semmâsî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da “el-Ganî” -her şeyden müstağnî- olan Mevlâ’sının muhabbetinde kendini kaybetmiş olan Hazret-i Azîzân diye ma‘ruf olan Hâce Ali
Râmitenî kuddise sirruhû hazretlerinden;
Efe Hazretleri’nin İcâzetnâmesi’nin Son Kısmı
O da dünyevî ve uhrevî isteklerden yüz çevirmiş olan, şeyhlerin şeyhi Şeyh Mahmud İncîr Fağnevî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da beşerî hicabdan sıyrılmış olan, evliyânın kutbu Şeyh Arif Rîvgerevî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da Rabbânî kutub, mahlûkâtın imdâdı, evliyânın kutbu Şeyh Abdü’l-Hâlık Gucdüvânî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da samedânî gavs Şeyh Yûsuf Hemedânî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da İlâhî muhabbet şarabından kana kana içen, evliyânın kutbu Şeyh Ebu Ali Fâramedî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da Sübhânî sevgiye lâyık, Allah’a ulaşanların imdâdı Şeyh Ebu’l-Hasen Harakanî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da ilhâmî te’yid ile desteklenmiş olan, âriflerin sultânı, Şeyh Ebû Yezid Bestâmî kuddise sirruhû hazretlerinden;
O da imamların imamı, Hakkı konuşan İmam Câ‘fer Sâdık radıyâllahu teâlâ anhu hazretlerinden;
O da annesinin babası, yedi büyük fakîhden biri olan Kasım bin Muhammed bin Ebî Bekir es-Sıddîk radıyallahu teâla anhu hazretlerinden;O da garip sahâbî, Rasûlün Ehl-i beyt’inden sayılan, değerli ve makbûl şahsiyet Selmân Fârisî radıyallahu teâlâ anhu hazretlerinden;
O da tahkîk ehline göre imamların en fazîletlisi, Allah Rasûlü Sallallâhu teâlâ aleyhi ve selem ve âlihi Efendimiz’in halîfesi ve mağara arkadaşı Hazret-i Ebû Bekir Sıddîk radıyallâhu teâla anhu hazretlerinden;
O da sadâkat ve safâ menbaı, yaradılmışların en fazîletlisi, peygamberlerin sonuncusu, âlemlerin Rabbi’nin sevgilisi, Efendimiz Muhammed Muhammed Mustafa sallallâhu teâlâ aleyhi ve alâ âlihî ve ashâbihî hazretlerinden -el almıştır-.
(II. Sened) Yine Şah Nakşibend hazretleri, Gucdüvânî’nin rûhâniyetlerinden îtibâren senedin sonuna kadar icâzetlidir.
(III. Sened) Fâramedî de aynı şekilde Şeyh Ebu’l-Kasım Gürgânî’den;
O da Şeyh Ebû Osman Mağribî’den;
O da Şeyh Ebû Ali Kâtib’den;
O da Ebû Ali Rudbârî’den;
O da Şeyh Ebu’l-Kasım Cüneyd Bağdâdî’den;
O da Seriyy Sekatî’den;
O da Mâ‘rûf Kerhî’den;
O da İmam Ali Rızâ’dan;
O da babası Mûsa Kâzım’dan;
O da babası İmam Câ‘fer Sâdık’dan;
O da babası İmam Muhammed Bâkır’dan;
O da babası İmam Zeyne’l-Âbidîn’den;
O da babası İmam Hüseyin’den;
O da babası Mü’minlerin Emîri İmam Ali bin Ebî Tâlib kerremallâhü vechehû hazretlerinden;
O da peygamberlerin Seyyidi, Âlemlerin Rabbi’nin Sevgilisi Muhammed Mustafa sallallâhu teâlâ aleyhi ve alâ âlihî hazretlerinden -el almıştır-
. Bu nisbet “Altın Silsile” diye adlandırılmaktadır.
(IV. Sened) Kerhî ise Dâvud Tâî’den;
O da Habib A‘cemî’den;
O da Hasen Basrî’den;
O da mü’minlerin emîri Ali Bin Ebî Tâlib radıyallâhu teâlâ anhu ve kerreme vechehû hazretlerinden;
O da iki âlemin seyyidi, Âlemlerin Rabbi’nin Sevgilisi Muhammed Mustafa hazretlerinden almıştır. O’na ve diğer peygamberlere, her birinin
âl ve ashâbına en kâmil salât ve selâm olsun. (V. Sened) Yine Hazreti Ali; (Ebû Bekir) Sıddık’dan; O da Nebî hazretlerinden el almıştır. Allah O’na, diğer iki zata ayrıca diğer Ehl-i beyt’ine ve bütün ashâbına salât ve selâm eylesin. Ben, bu icâzet sâhibine el-Cebbâr el-A‘lâ olan Allah’dan hayır diledikten ve Silsile-i Aliyye sâdâtından izin isteyip bu konuda onlardan defalarca izin aldıktan sonra icâzet verdim.
Allah dostlarının yoluna sarılmayı arzu eden “mürid”; bu icâzet sâhibiyle birlikte olmayı ganîmet bilsin. Onun emrine sarılan kişiyi akıl sâhiplerinin aklının alamayacağı nîmetler ile müjdelerim. Bu kişiye Kitab ve sünnete uymasını, keşf ve vicdân ehlinin üzerinde ittifak ettikleri şekilde Fırka-i nâciye -tek kurtuluş grubu- olan Ehl-i sünnet görüşleri gereğince sahih akîde sâhibi olmasını tavsiye ederim.
Ayrıca Kur’ân hâfızlarına, fakihlere, yoksullara hürmet etmesini, tertemiz bir kalb, müsâmaha dolu bir gönül, cömert bir el, güler bir yüz
sâhibi olmasını; ikrâm ehli, eziyet verici şeyleri ortadan kaldıran, kardeşlerin kusurlarını affeden, küçük-büyük herkesin iyiliğini isteyen, tartışmaları terk eden, tamahkârlığı bırakan, ihtiyaçlarını arz etme konusunda sâdece ve sâdece -kendisine güvenen kulunu asla zâyi etmeyen- Allah Teâlâ’ya dayanan bir kimse olmasını tavsiye ederim. Bu kişi; kurtuluşu sâdece doğrulukta aramalı, Allah Teâlâ’ya ulaşmayı sâdece Mustafa sallallâhu aleyhi ve selleme uymakta bulmalı, kendisini hiç kimseden daha üstün görmemeli, hatta nefsinde bir varlık görmemeli, lâf taşıma ve kıskançlıkla dil uzatanları Allah Teâlâ’ya havâle etmeli, bütün işlerinde sabrı şiâr edinmeli, sâdâtın âdetlerini kendisine rehber, tevekkülü güç kaynağı, teslimiyeti dayanak, rızâyı normal bir âdet, kanaati sermâye edinmeli, eziyetlere karşı tahammül etmekten zevk almalıdır.
Allah Teâlâ, beşerin en fazîletlisi Efendimiz Muhammed Mustafa’ya, en hayırlı Ehl-i beyt ve ashab olan O’nun Ehl-i beyt’i ve ashâbına salât
eylesin. Şu anda ve netîcede hamd sâdece Allah Sübhânehû Teâlâ’ya mahsustur.
Bunu el-Melîk, el-Allâm olan Allah’ın lütuflarına muhtaç kul, halka duâcı olan Muhammed Tâhî el-Hâlidî en-Nakşbendî ifâde etti.
Bu izin ve icâzet, izzet ve şeref sâhibi Efendimiz sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellemin hicretinden 1312 yıl sonra sâdır olmuştur.

