Terörün Adı İsrail, Direnişin Adı İslam
Zaman, hakikat ile yalan arasındaki savaşa şahitlik eden bir nehir gibi akıyor. Kimin mazlum, kimin zalim olduğunu karıştıran propagandalar, kimin işgalci, kimin direnişçi olduğunu ters yüz eden medya oyunları ve kimin terörist, kimin özgürlük savaşçısı olduğunu gizleyen küresel sesler, hakikati susturmak için bütün imkânlarını seferber ediyor. Fakat unuttukları bir şey var: Hakikatin nefesi vardır ve o nefes, bütün karanlıkları yırtacak kadar güçlüdür. Bugün bu nefes bize şunu söylüyor: Dünyanın gerçek terör örgütü İsrail’dir.
İsrail’in tankları, uçakları ve bombalarıyla yok ettiği her ev, her okul ve her hastane, aslında insanlığın vicdanına atılmış birer bombadır. Gazze’deki çocukların kanı, dünyayı titreten uçakların gölgesinde akıtılmaktadır. Yetimler, açlığın ve susuzluğun pençesinde büyümeye mahkûm edilmektedir. Kadınların feryatları, yaşlıların gözyaşları, mazlumların duaları… bunların hepsi, İsrail’in terör defterinde kara birer satırdır. Ve bu satırlar, insanlığın önünde asla silinmeyecek bir kayıt gibi durmaktadır.
Fakat işte tam da bu karanlığın ortasında, bir ışık yükseliyor. O ışığın adı direniş, o direnişin adı ise İslam’dır. Hamas’ın verdiği mücadele, Kur’an’ın adalet çağrısından, Peygamber Efendimizin sünnetinden, İslam’ın izzet ve sabır öğretisinden beslenmektedir. Onlar, ölümün gölgesinde bile ezan sesine kulak veren, bombardımanın ortasında secdeye kapanan, açlığa rağmen oruç tutan, umutsuzluğa rağmen dua eden müminlerdir. Bu haliyle Hamas’ın direnişi, sadece topraklarını korumak değil, aynı zamanda insan onurunu ayakta tutmaktır.
Resûlullah’ın “Zalim karşısında hakkı söylemek en büyük cihaddır” sözü, Gazze sokaklarında ete kemiğe bürünmektedir. Çünkü oradaki Müslümanlar, her gün zulmün karşısında dimdik durarak bu hadisi canlı bir şekilde hayata taşımaktadır. Bedir’de sayıca az ama iman bakımından güçlü olan ashâb, nasıl müşrik ordularına karşı zafer kazandıysa, Gazze’nin mücahitleri de aynı ruhla işgalcilere karşı direnmektedir. Hendek’te açlık ve kuşatma altında Peygamberinin yanında sabırla duran sahâbîlerin hali, bugün Gazze’de bombaların gölgesinde sabırla bekleyen Müslümanların halidir.
Hamas’ın mücadelesi, dünyaya İslam’ın güzelliğini gösteriyor. Çünkü güzellik zulüm karşısında dimdik duran bir yürekle anlaşılır. Onların kardeşlik ruhu, şehitlerini bir onur tacı gibi taşımaları, Kur’an’ın “Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin” ayetini canlı tutuyor. Gazze’de her şehit, İslam’ın zafer müjdesinin bir parçası oluyor. Onların gözyaşlarında teslimiyet, dualarında tevekkül, yürüyüşlerinde izzet vardır. İşte bu, İslam’ın insan ruhuna kattığı güzelliktir.
İsrail’in zulmü, insanlığın umudunu yok etmek için tasarlanmıştır. Ama Müslümanların imanla verdiği cevap, umudun en güçlü direniş silahı olduğunu gösteriyor. Direnişçiler, geceleri sabahı beklerken, dualarıyla göklerin kapısını aralıyor; gündüzleri işgalcilere karşı sebat ederken, imanlarıyla yerin zulmünü deliyorlar. İşte bu yüzden, Hamas’ın mücadelesi bir iman şahideliğidir.
Kimi bu direnişi anlamakta zorlanıyor. Onlara göre güç, tankların çelik paletlerinde, uçakların gövdesinde, bombaların tonlarında saklıdır. Oysa asıl güç, bir annenin çocuğunu kaybettikten sonra “Allah’a emanet olsun” diyebilmesinde, bir babanın oğlunu toprağa verirken tekbir getirebilmesinde, bir gencin şehadete yürürken gülümseyebilmesindedir. Bu güç, yeryüzünün bütün zulmünü aşan bir güçtür. Çünkü bu güç, İslam’ın gücüdür.
İslam’ın güzelliği, insana hem sabrı, hem nuru öğretir. Mazlumu korumayı, zalime karşı durmayı, adaleti her şartta ayakta tutmayı emreder. Bu yüzden Hamas’ın mücadelesi, sadece Gazze’nin değil, bütün insanlığın onur mücadelesidir. Bir gün bu direniş, tıpkı tarihte olduğu gibi, zalimin saraylarını yıkacak, mazlumun kulübesini cennet bahçesine çevirecektir.
Bugün İsrail’in işgali karşısında susan dünya, yarın kendi suskunluğunun utancıyla yüzleşecektir. Ama direnişin tarihi, asla unutulmayacaktır. Çünkü bu tarih, İslam’ın tarihidir. Zulmün ne kadar güçlü görünürse görünsün, hakikatin zaferi er ya da geç gelecektir.
Ve o gün geldiğinde, dünya şunu bir kez daha görecektir: Terörün adı İsrail, direnişin adı İslam’dır.

