Tuz Koktu, Elemek Gerek

Yayınlanma : 30 Eylül 2026 10:24

Tuz Koktu: Bir Davanın Vicdan Muhasebesi

Bu yazacaklarım tamamen şahsi bir vicdan muhasebesidir.

Şunu yakinen ve acıyla gördüm ki; devletini, milletini ve bayrağını gerçekten düşünen bir avuç insan kalmışız. Teşkilatlardan en üst makamlara kadar, makamın şehveti, paranın cazibesi ve “daha çok” hırsı; bütün değerleri, ahlaki erdemleri maalesef ayaklar altına aldırmış.

Tam anlamıyla bir menfaat zehirlenmesi yaşanıyor. Yola çıkılırken verilen sözler, edilen vaatler, yeşertilen umutlar birer birer unutulmuş.

Devletimiz son 25 yılda elbette çok güzel işler yaptı. Evler, yollar, havaalanları, savunma ve gemi sanayisi… Saymakla bitmeyecek büyük icraatlar gerçekleşti. Emeği geçen herkesten Rabbim razı olsun. Fakat tüm bunlar olurken, bu yükselişten nemalananlar da türedi. Oturduğu makamı hak edilmiş bir zenginlik aracı olarak görenler, o makamın zırhına bürünerek bu yükselişten nemalanmayı son derece normal karşıladılar. Sadece kendileri mi? Hayır. Çocukları, akrabaları, hatta hemşerileri… İhaleleri hep aynı isimler aldı, bir anda zenginleşen akrabalar türedi, işe vasıfsız bireyler dolduruldu.

Bizler; her türlü donanıma sahip, onur derecesiyle mezun olmuş, diploması ve referanslarıyla mükemmel yetişmiş evlatlarımıza çalmadık kapı bırakmamıza rağmen bir iş bulamazken; sıradan, yabancı dilden dahi bihaber bir gencin sırf "tanıdık" vasıtasıyla bir yerlere yerleştirilmesi zorumuza gidiyor. Menfaat zehirlenmesi en alt kademeden başlıyor ve herkes bunun farkında. İki açılış, iki fotoğraf, iki ziyaret… "Yukarının gözünü boyayalım yeter" anlayışındaki bir insanın ne dava derdi vardır ne de memleket derdi.

Bugün yaşananlar, tuzun koktuğunun resmidir. Ama tuz hemen kokmaz; o menfaat zehri zamanla kokuttu, bozdu tuzu… İçinizde dava, devlet, millet, din ve iman kaygısını yok edecek aparatlara sarılırsanız olacağı buydu. Ve maalesef bu aparatlara taparcasına bağlı binlerce makam sahibi var.

Bunları yazarken nasıl kahrolduğumu bilin isterim. Ben bu hareketin kurucu üyesiyim; tam 25 yılımı verdim. Hem de herkese, her şeye rağmen… Yanlışları söyleyenlerle kavga bile ettim. En yakınlarım beni çok uyardı: "Vazgeç bu sevdadan, onlar senin bu samimiyetini, sevgini ve vefanı hak etmiyorlar. Savunduğun o kişiler, bir kalemde silerler seni. Onlar da devleti sömürüyorlar" dediler. Oldu mu? Oldu. Her dedikleri ne yazık ki bir bir çıktı.

Bunları kaleme almak canımı çok yakıyor. Keşke haklı olmasalardı…

Keşke Hz. Ömer’in adaleti ve dürüstlüğü hakim olsaydı.

Keşke zerre kadar yetim malına el uzatılmasaydı.

Keşke hemşehri, akraba müteahhitleri ve iş adamları bu kadar çoğalmasaydı.

Keşke fiyatı milyonları bulan çantaları takan hanımlar bizden olmasaydı.

Keşke tek özelliği başını örtmekten ibaret olup boykot ürünlerini tüketenler bizden olmasaydı.

Keşke lüks kafeler değil, vakit namazlarında camilerimiz dolsaydı.

Keşke bir gariban ricada bulunduğunda, kendi çıkarı için koşturanlar gibi "Eyvallah, hemen" diyecek kadar vicdanlı olunsaydı.

Keşke iş başvurusu yaptığımızda CV'lerimizi iyice okuyup hak edene o işi verseydiniz.

Keşke bunca özgürlük verilirken dinini, değerlerini, ilkelerini kaybeden bir neslin önüne geçilebilseydi.

Keşke hedef zengin, çok zengin olmak değil; idealist, çalışkan, dürüst ve samimi bir insan olmak hedefinden hiç sapılmasaydı.

Keşke… Keşke… O kadar çok ki keşkelerim.

Ama en büyük keşkem şu: Keşke Sayın Cumhurbaşkanım bunları yakinen görse, öğrense ve gerekeni yapsa. Duysa bizim sesimizi, yalnızlığımızı, bir kenara atılmışlığımızı… Davasını makama satanlarla, davasına her şeye rağmen sahip çıkanların bu kavgasında adaletli davranıp hak edene hak ettiğini verse.

Bir tek O var diye vazgeçmedim. Bir tek O'nun sevgisi ve varlığı beni ayakta tutuyor. O’nun yaptıkları yüzümü güldürüyor. O var diye bunca zaman sustum. Але artık mızrak çuvala sığmıyor.

Tuz koktu. Ve o tuzu yıkayıp elemek gerek artık; ne kalırsa ak ve pak… Biz razıyız. Yeter ki yanlışlardan dönülsün, yanlış insanlardan vazgeçilsin.