O Furkan, O Behlül, O Harun, O Bermeki...
Atalar ve büyüklerin sözleri mühimdir.
Bize yol gösterir.
Bize akıl verir.
Bize yeniden hata yapmamamızı hatırlatır.
Müslüman iseniz özellikle bunlara dikkat edersiniz.
İkinci kere hata, üçüncüye gebedir.
Doğru söz dostu incitiyorsa, orada sıkıntı vardır.
Dost odur ki doğruyu, eğriyi, bükmeden söyleye.
Bir delikten iki defa ısırılmaz diyen atalarımızı unutmak mümkün mü?
Gerçek bazen dostu yaralar.
Dost iseniz, yarasına tuz basmaktan evla değil midir doğruyu dümdüz, dimdik söyleyivermek.
Geçmişin hatalarını, geçmişte yapılan hataların ceremesini söylemek ne zamandan beri tehdit, hakaret oldu?
Kişiye göre lisan hali elbette değişir.
İlmi siyaset bilenin dili başka, avamın dili başkadır. Hal lisanı ile söylenen ile arasındaki tek fark; usturup meselesidir. Lakin ikisi de aynıdır.
Meşhur menkıbedir;
Talebe, dergahta 7 yıl okumuş. Hocasından destur isteyip, İrşada ehliyet isteyip başlamak istemiş.
Hocası; istersen bir sene daha kal, İlmi siyaseti de öğren öyle git deyince talebesi, siyasete ihtiyacı olmadığını beyan ederek çıkmış yola.
Bir köye varmış. Vakit Namaz vakti. Girmiş mescide. Önde imam. İmam yanık yanık okuyor lakin, her kelimede yanlış. İdğam yok, izhar yok, şedde yok...
Namaz bitince cemaate demiş; " bu sizin imam hatalı okuyor. Hep yanlış. Deyince cemaat, vay sen misin bizim imama dil uzatan deyip. Hücum etmişler üstüne.
Talebe bir şeyin eksik olduğunu anlayınca dönmüş gerisin geri dergaha.
Bir yıl daha kalıp İlmi siyaset öğrenmiş.
Ertesi sene çıkmış yola. Aynı köye varmış. Köyde imam aynı imam.
Namaz bitince cemaat sormuş nasıl bizim imamı beğendin mi diye.
Demiş ki; Öyle bir imamınız var ki, sakalından bir tel koparıp saklasanız cennete girersiniz deyince, cemaat doğruca imamın başına üşüşmüş. Ne kadar sakalı varsa tek tek yolmuşlar...
İlmi siyaset..
Söyleme sanatı.
Doğruyu hangi şekilde derseniz deyin değişmez. Bazen göğsünüze bıçak gibi saplanır, bazen tereyağından kıl çeker gibi...
Hata elbette insanlar içindir. Tekrarı mühim aslolan.
Meşhur Harun Reşid'i bilmeyen yoktur herhalde.
Yanıbaşında Behlül Dânâ.
Sözünü esirgemeyen biri. Lakin o da olmasa... Vah Harun Reşid'in haline.
Bermekiler Harun Reşid döneminde en imtiyazlı ve güçlü ailedir. Öyle ki, Halife Sarayının tüm güvenliği, maliyesi, Hazine dahi onlara emanettir. Bütün ticareti bile onlar idare ederlerdi.
Harun Reşid'in birinci veziri de bir Bermeki idi; Cafer Bin Yahya.
Halife birgün bu vezir ile sarayın bahçesinde dolaşırken, elma ağacında bir elmayı gözüne kestirir.
Lakin Harun Reşid orta boylu olduğu için elmaya yetişemiyor.
Harun Reşid Bermeki vezire, benim omzuma çık öyle al diyor.
Vezir zayıf ve uzun boylu. Harun Reşid'in omzuna çıkıp elmayı alıyor. Harun Reşid elmanın tadını çok beğeniyor ve bahçıvanı ödüllendirmek istiyor. Çağıyorlar huzura.
Harun Reşid dile benden ne dilersen deyince. Bahçıvan Sağlığını Halifem diyor. Sonra da " Bana Bermeki olmadığıma dair bir belge verin." Diyor.
Herkesin Bermeki olmak için can attığın bir dönemde bahçıvan, hem de Bermeki olmasına rağmen öyle bir belge istemesi...
Harun Reşid mührünü basarak istediğini veriyor.
Aradan yıllar geçiyor. Bermekiler devletin her kademesini ele geçirmiştir. Adeta paralel devlet kurmuşlardır. Acem asıllı olan bu Bermekilerden doğal olarak Araplar son derece rahatsızdır. Harun Reşid'e herşeyi anlatırlar. Harun Reşid hatayı anlar ve emir verir; Bermekilerin Boynu vurula.
Askerler bütün Bermekileri kılıçtan geçirir. Halifenin yanına gelirler. Hepsini hal ettik biri hariç derler.
O kim diye sorar Harun Reşid.
Elinde Sizin verdiğiniz belgesi olan biri der. Getirin huzura der Harun Reşid.
Sen kimsin?
Bahçıvan anlatır.
Ben Sizin sarayınızın bahçıvanı idim. Bu belgeyi siz bana verdiniz der.
Harun Reşid meseleyi hatırlar. Lakin neden böyle bir belge istediğini sorar.
Bahçıvan; o vezir, Sizin omzunuza basarak elmayı aldı. Halbuki az ötede benim olduğumu biliyordu. Çağırıp almamı emredebilirdi. Ya da kendi sırtına Sizin çıkmanızı isteyenilirdi. Vezir Sizin sırtınza çıktığında birgün bunların olabileceğini, sonumuzun geldiğini o zaman anladım der. Harun Reşid ben istedim ama deyince bahçıvan ;Sizin, Sultan olarak, vezirinizin omzunuza basmasını istemeniz bir alicenaplıktır, büyüklüktür... Siz istemiş olsanız bile, vezirinizin omzunuza basması ise; hem şımarıklık, hem hadbilmezlik, hem de küstahlıktır!..
Der.
Doğru söz ve öngörü.
Bazen dil lisanı, bazen hal lisanı.
Biz Adnan Menderes'i çok iyi biliyoruz. Günahıyla, sevabıyla biliyoruz. Başına neler geldiğini de. Yaptıklarını da...
Sonu darağacında biten bir ömür. Kimin yüreğini dağlamadı ki ?
Dün çok çektik.
Dün çok ağladık.
Dün çok üzüldük.
Dün çok itildik.
Dün çok ezildik.
Dün çok aşağılandık.
Hep ders bunlar.
Almayalım mı ders geçmişten?
Vakti zamanında demeyelim mi?
Bu da mı suç yoksa?
Dünü hapse atarsak, zindana koyarsak, dile pranga, gerçeğin üstüne de kocaman bir ağ atarsak.
Yarın güneş üstümüze doğar mı dersiniz?
Yarın anladığımızda başımızı koyacak omuz bulamayınca biz...
Yine birbirimize sarılıp ağlaşırız. Lakin milim milim çıktığımız yamaçlardan, Yıldırım hızıyla aşağı inerken, sırtımızı sıvazlayan Bermekiler düşerken alkış tutarken, doğruyu sivri diliyle söyleyen Behlül'ler, aman düşmeyelim diye bize el uzatacak.
Aradaki farkı görmeden uykudan uyanamayız vesselam....
Varın gerisi sizde kalsın.
#SöylerimGeçerim

